Sizlere Aşık Mahzuni’yi anlatırken aslında kendisini biz değil kendisi bize kendisini sanatıyla, mücadalesiyle anlatacaktır. Aşık Mahzuni’yi tanıdıkca onun tüm zamanlarda bu tür insanların ne kadar zor şartlarda yaşadıklarını ve yaşadıkları çağlara damgasını nasıl vurduklarını anlıyacağız. Bazı şeyler vardır insana işte ben buyum der. Aşık Mahzuni Şerif’de sanatıyla ve mücedelesiyle adeta insana ben buyum der. Kendisinin “Benim söylediklerim neyse ben O’yum” sözü buna en iyi örnektir. Aşık Mahzuni’yi sizlere anlatırken kendisinin hayatını kısa fakat sanatını,dünya görüşünü ve mücadelesini geniş ve Aşık Mahzuni’ye yakışırbir şekilde anlatacağız.
Maraşın Afşın ilçesi Berçenek köyünde baba Zeynel Cırık ve ana Döndü Cırık köydeki ağanın tarlasında Maraba olarak çalışırlar. Kendileri zor şartlarda yaşam mücadelesi verirken 1940 yılında bir oğlu olur ve adını Şerif Cırık koyarlar. Aşık Mahzuni kendi doğum tarihini anlatırken “Babamın dediği doğruysa, anamın da dediği doğruysa 1943 yılının Ocak 3’ünde Afşın’a bağlı Berçenek köyünde doğmuşum” der. Asıl doğum tarihi 1943 olmasına rağmen nüfus kayıtlarında Aşık Mahzuni’nin doğum tarihi 3 Ocak 1940 olarak geçer. Çünkü o zamanlarda doğum tarihinin pek önemi yoktur.
Çocukluğu kendi köyünde geçer ve köyünde okul olmadığı için Elbistan’ın Alembey köyündemedresesi olan Lütfi Efendinin medresesine kuran hafız kursuna gönderilir. Mahzuni o yıllarını “ Bizim çevremizde kocaman bir yobaz bulutu döner. Hacı Lütfi Efendi hiç çekinmeden, canının istediği şekilde bilmediğimiz dillerle, bilmediğimiz isimlerle fetvalar verirdi durmadan. Arapcayı o zaman öğrendim. Şimdi Arapcayı yazıp okuyabiliyorum. Lütfi Efendinin medresesinde üçbuçuk sayfada kaldım “ diyor. Daha sonra köyde okul açılırve gelen eğitmenle ilkokulu bitirir.
Afşın ve Elbistan’da üniformalı asker gençleri gürür ve onlara özenir.”Gün oldu gönül bir şeye takıldı” der Aşık Mahzuni. İstediği olur ve 1956 yılındaMersin 3. Assubay Hazırlama Okulu’na başlar ve 1959 yılında başarı ile bitirir. Ordonat Tekniker sınıfına ayrılır ve Ankara Ordonat Tekniker okulu’na gider ve ilginçtir okuduğu ve ödüller aldığı okul daha sonra 1971 askeri darbesinde mahkeme salonunaçevrilir ve Aşık Mahzuni okuduğu sınıfında hakim karşısına sanık olarak çıkar ve orada yargılanır.
Bu arada Aşık Mahzuni 12-14 yaşlarında önlüklü bir İlkokul öğrencisi iken ailesinin baskısıyla dayısınınkızı Emine ile nişanlanır. Daha sonra evlenir ve bu evlilikte bir kızı olur. Yapılan zoraki evliliği okul yıllarında bitirir ve boşanır.
Okul dönemlerinde Bağlama çalmasını öğrenir ve yavaş yavaş şiir yazmaya başlar. Kendisinda halkçılık ruhu başlar ve okuduğu Kuleli Askeri Lisesinde sistemle ters düşer ve ordudan ayrılır.
1961 yılında İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir genç kızla tanışır ve evlenmeye karar verir. Fakat Suna 14 yaşında olduğu için evlenmeleri engellenir ve bu evliliği o dönem medya’ya konu olur. Sonra Suna ile evlenir ve bu evlilikten Züleyha, Emrah, Ferhat adında 3 çocuğu olur. Hayatı boyunca ihanetlere uğramış Aşık Mahzuni bu evliliğinde en yakın arkadaşının ihanetine uğrar bu arkadaşı Suna’yı kandırır ve birlikte kaçarlar.
1963 yılında Yazar Halil Aytekin ile tanışmasıAşık Mahzuni’nin hayatının dönüm noktası olur. Halil Aytekin’nin yardımlarıyla gazeteci Fikret Otyam ile tanışır ve Aşık Mahzuni ile ilgili ilk yazı Cüneyt Arcayürek kaleminde Hürriyet’te yayınlanır.
Bu dönem TİP’in (Türkiye İşçi Partisi) kuruluş yıllarına denk gelir. TİP yöneticileriyle tanışır ve onlardan yardım görür. Aşık Mahzuni bu yıllarda Aşıklar Derneğini kurar ve orda sanat ve siyasi mücadelesini verir. O zamanlar TRT Turizm Bakanlığına bağlı olduğu için Aşık İhsani, Kul Ahmet ve Aşık Mahzuni buraya müracaat ederler ve TRT’den söylemelerine izin çıkar. En büyük konserini o zaman Büyük Sinemada verir ve artık tüm Türkiye kendisini tanır.
Bu dönemde Aşık Mahzuni kendisini rahatsız eden bir şeyin farkına varır kendini sorgular “bana bir mücadele gerekiyordu, Kime ve neye karşı ? Gün geçtikce görerek, duyarak, sezinleyerek, okuyarak bunu daha iyi anlamaya başladım. Bütün benliğimle kendimi saza verdim çalıyordum, söylüyordum ama çalışmalarıma bir yöntem vermem gerekiyordu” der. 1968 Türkiye ve dünya gençlik hareketlerinde etkilenir. 1971 yılında yapılan askeri darbe sonucu Süleymen Demirel hükümeti devrilmiş ve yerine Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kurulur ve halka karşı ve özelliklede sol kesime karşı baskı ve şiddet uygular ve Aşık Mahzuni Erim erim eriyesin/sürüm sürüm sürüm sürünesin türküsünü söyler. Bu türkü ile bütün Türkiye çalkalanır kim bu başbakan alehine türkü söyleyen diyeve hemen tutuklanır 4 ay ceza alır.
Bu sırada Aşık Mahzuni akrabası olan Elbistan’lı Fatma Özdemir ile tanışır veevlenmek ister. Ne yazık ki ailesi başı belada olan, elinde sazı diyar diyar dolaşan bir Aşığa kız vermek istemez. Fakat ikisinin sevdası bu zorlukları yener ve evlenirler. Bu evlilikten Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adında 4 çocukları olur. Aşık Mahzuni’nintürkülerine ve deyişlerine Fatma, Fadime olarak girer. 6 aylık evliyken Halkı suça teşvikten 1973 yılında tutuklanır Kızı Deryanın doğduğu gün serbest kalır ve 27 gün sonra tekrar tutuklanır.
Aşık MahzuniŞerif deyim yerindeyse 3 gün içerde 5 gün dışarda yaşamına devam eder.
Mahzuni Şubat 2001 tarihli Kızıldeli dergisinde çıkan Hem Kızılbaş Hem Aleviyim başlıklı yazısından dolayı DGM’de yargılanır ve öldüğü güne kadar mahkeme devam eder. Bu yazısında “Ben allah adına insana secde etmeyi yeğlemekteyim. Bir Alevi çocuğu değil bir Hırıstiyan, bir Musevi de olsam böyle düşünmekteyim.... İnsan aleminin sevgisinde, gönlünde, bütünlüğünde ve doğanın her güzelliğinden beni yaradanı arayıp keyfime göre isimlendirdim. Ona gönül dedim, bülbül dedim, çiçek dedim, Ali dedim, Veli dedim ağzıma güzel gelen herşeye onun adını verdim. Bunu bana haram edecek her yasaya, her bilirkişiye, her dinsel nasa rest çekmekteyim..... Türkiye Alevilerinin yolunun gerçek Ali’ci yol olduğunu savunmak ve yaymak isterim. Çünkü Ali’nin başlattığıcemahiriyel vukuat (halkcı hareket) Atatürk’ün noktaladığı Cumhuriyetin mayasını hazırlamıştır.” Bunları savunur ve savunduklarında dolayı yargılanır.
AŞIK MAHZUNİ’NİN SANATI
Asıl adı Şerif Cırık olan Ozan daha sonra Aşık Mahzuni Şerif Mahlasını alır ve sanatını bu isimle icra eder.
Aşık Mahzuni Anadolu’da Ozanlık Misyonuna
“En yakın tarihi ile onbin yıllık bir kültürün üstüne katlana gelmiş, Asya kültürünü oluşturmuş, Asya kültürü içerisinde Anadolu Harmanını mozaiklemiş bir kültürün adıdır” diye yorumlar.
Ozanı,
“Bulunduğu halkın tarihini, mevcut yaşamını ve geleceğini ince, çok hassas bir mesuliyetle sazlı kültüre diken insandır” diye tarif eder. Ve ”işte ben böyle bir halktan geldiğim için tükenmiyorum, kaynak olarak halkımı gösteriyorum... 1950 yıllarda başladığım saza, cemlerde ve görgü ya da muhabbet anlarında edindiğim engin öğretileri de katarak halk ozanları safına girmiş oldum. Ve dediğim gibi tarihi halk ozanlığı misyonuna duyduğum bozulmaz saygı zaman zaman çağımızda kendini gösteren halkcı ve demokratik kavgayı (devrimciliği) da düşüncelerime taşımış oldu. Yaklaşık kırk yıldır saz çalar deyişler söylerim”.
Aşık Mahzuni sanatını üretirken halkından kopmamış, halkın gönül penceresi olmuş, Halkın acılarına, sevdalarına, istemlerine ve duygularına sazı ve sözüyle tercümanlık yapmıştır. Gün gelmiş halkın silahı olmuş, gün gelmiş halkın rehberi olmuş, gün gelmiş halkın taşa tuttuğu çağımızın Çağdaş Pir Sultan Abdalı olmuştur. Ozan Kızıl Ötesi yazısında “ben bu sazı elime alıpta, inlemesine, tınlamasına düşüncelerime katışım neredeyse 50 yılı bulmaktadır. Ve bu sazımın yüzünden az mı dayaklar yedim, az mı küfürler işittim, en azından ağzımda dişlerimin vadesi ermeden teker teker düşürüldü. Aslına bakarsan sazımın değil, sazıma kattığım düşüncelerimden dolayı bunca zahmetleri, küfürleri, hakaretleri, hapislikleri çektim”. der.
Alevilikle ilgili yazılı belge bulmaktan zorlandığımız bu günlerde nasıl ki asırlar önce yaşayan Nesimi’ler, Yunus’lar, Kul Himmet’ler, Şah Hatayı’ler, Pir Sultan Abdal’lar bu gün hala bizlere rehber oluyorlarsa Aşık Mahzuni Şerif’de bizlere rehber oldu.Bundan sonra ki nesillere de rehber olacaktır.
Kendisi “geçmişteki ozanları, yaşayan ozanları bir bir inceledim. Kendime yol gösterecek olanları kılavuz olarak seçtiğim Pir Sultan Abdal oldu. Ses olarakta etkilendiğim Davut Sulari’dir. Toprak çocuğuyuz, toprağa karşı büyük bir özlemimiz var. Bunları dile getiren Veysel Babadır. Belirli bir derecede onunda etkisinden kaldım. Türkülerime Aşık Veysel mülayimliğini kattım. Düşün felsefemide yine Pir Sultan Abdal’dan aldım. Ve şunu anladım O güne kadar Halk sürekli olarak istismar edilmiş. Halk şiiri geleneği gül, bülbül, çiçek edebiyat ile uyutma perhizi olarak kullanılmıştı. İlk amacım bugüne kadar gelen bu kalıpları kırmak oldu. Olaylardan ve halkın yaşamından aldığım gerçekleri konu olarak işledim ve bu güne kadar böyle geldik....Ben anadolu geleneksel halk kültürü zincirinin kendi çapında bir ozanıyım. Ancak cumhuriyet kavramının cumhuriyetce yapının bıkmaz usanmaz bir hayranı ve müptelesıyım”. der.
Mahzuni bu şiirinde etkilendiğiAşık Veysel’eNeden sadık yarin kara topraktır diye sorar ve birazda sorgular
AŞIK VEYSEL’E
Ahrette selamım olsun Veysel’e
Neden sadık yarin kara topraktır
Yiyen yedi konan göçtü dünyada
Neden sadık yarin kara topraktır
(......)
Toprağı olanlar toprağa söver
Toprağı olmayan bağrını döver
Babamın toprağı var ondan över
Neden sadık yarin kara topraktır
(......)
Ben dünyadan doya doya giderim
Tarihten sızarak soya giderim
Kafam kızar ise aya giderim
Neden sadık yarin kara topraktır
(.......)
Koyun vermiş kuzu vermiş süt vermiş
Fakirin hakkını neden kıt vermiş
Fakirler ot yutmuş, beyler et yemiş
Neden sadık yarin kara topraktır
Hakaret değildir sana muradım
Yıllar yılı Veysel’imi aradım
Benim sadık yarim anam avradım
Neden sadık yarin kara topraktır
Topraktan yapılır kılıçla kama
Toprağın güneşi benzer akşama
Mahzuni Veysel’in yavrusu ama
Neden sadık yarin kara topraktır
Aşık Mahzuni sanatını icra ederken adeta Polis ve Jandarma kendisini takibe alır bir çok konserinden sonra gözaltına alınır. Kendisi bu konuda “hapislik kahrolası bir hayat tarzıdır. Özgür bir insanın hiç bir zaman hapis yatmak için budalaca düşüncesi olamaz. Ancak başa geldiği zaman bundan kaçmak gibi bir ayıbı da olamaz.... Her gün dipcikler altında ezilen Anadolu insanını, memleketi için canını veren gençlerin yediği idamları ve toprağımda dalgalanan yabancı bayrakları düşündüğümde kahroluyorum. Ve bu kahroluşum henüz bitmiş değil. Çünkü saydıklarımın çoğunu mahpusluğun dışında da tatmaktayım. Ülkem bana zaman zaman mahpus gibi geliyor”. diyerek ülkenin emperyalist güçlerin hegomonyasına bırakılmasına ve bu uğurda mücadele edenlerin çektikleri acılara parmak basar.
Aşık Mahzuni 1972 yılında sazını eline alır ve Sivasın Sivrialan köyüne Aşık Veysel’i ziyarete gider. Aşık Veysel’e Aşık Mahzuni’nin geldiği söylenir. Mahzuni içeri girince Veysel Baba ayağa kalkar, yanında bulunanlar şaşırırlar ve Veysel Baba’ya “sen bu güne kadar kimsenin önünde ayağa kalkmadım bu kalkışın nedendir?” diye sorarlar. Veysel Baba sesini yükselterek “susun gelen Pir Sultan olsa gerektir”. der.
Aşık Mahzuni’nin ünü Türkiyenin en icra köşelerine yayılır ve artık Mahzuni diğer sanatcıların ekmek teknesi olur. Kendi dönemlerinde ünlü olan türkücüler ve pop sanatcıları ozanın bestelerini söylemeye başlarlar. Kimisi büyük ozana saygılarından kusur etmezken, kimisi Mahzuni Mahlasını bile kullanmaz. Telif hakkını hiçödemezler.
Süleyman Zaman, Mahzuni Şerif- Yaşamı, Dünya Görüşü, Şiirleri adlı kitabında ozanları şöyle değerlendiriyor. “Bazı ozanlar toplumun yalnızca maddi çelişkilerini, maddi olumsuzluklarını ele alırken, bazı ozanlar yaşadıkları dönemde ki insan ilişkilerini, ve toplumun maddi ve hem de kişinin veya toplumun piskolojik, inanç ve tinsel çelişkilerini, yönlerini de yansıtırlar. İşte Mahzuni Şerif bu ikinci tanıma giren ozanlarımızdandır.”
Yine aynı kitabında “Toplumu ve insanı etkiliyen her şeyi bulmak olasıdır. Öyleki, onda bilim vardır, din vardır, kitap vardır, toprak vardır, meclis vardır, kader vardır, felsefe vardır, köy ve şehir vardır, Devlet ve millet vardır, Barış ve savaş vardır, İnsan ve doğa vardır, yiğitlik ve erdem vardır, başkaldırı vardır, yol vardır, zevzeklik ve nakkaşlık vardır, dünyada insana sesleniş vardır, soyanlar vardır, hacı-hoca-dede vardır, kısacası ne ararsan vardır.”der
Aziz Nesin ile şiir üzerine yapılan bir söyleyişideMahzuni’nin şiirini “zor yazılan ama kolay anlaşılan şiir” olarak değerlendirir.
Aşık Mahzuni Şerif’in sanatını ve kişiliğini katagaorilere ayırmak hem kolay hem de çok zordur. Çünkü 400’ün üzerinde Plak, 59 Kaset, 9 tane kitap ve yüzlerce şiiri var. İstediğin konuda şiir, türkü, deyiş ve Duaz-ı İmam var. Zor olanı, bunlar arasında seçim yapmaktır. Biri birinden değerli bu eserler arasında seçim yapmak insanı gerçekten zor durumda bırakıyor. Her eserinde ne ararsan vardır.
Aşık Mahzuni Şerif’in sanatı bazı kesimlerce eleştirilir. Çok sesli müzik yaptığını iddia edenler, yaptıkları müzik ile Aşık Mahzuni’nin 7 telli bağlamasının sesini veremezler. 1975-1980 yılları arası bazı sol guruplar ve örgütler Aşık Mahzuni’nin yapmış olduğu müziği geri kalmışlıkla suçlarlar. Kendilerini yapmış oldukları marş ve sologan müziğini savunurlar. Ancak söylendiği günden sonra unutulan bu tür müziklerin aksine Aşık Mahzuni’nin tarzı değişmemiş ve halka mal olmuştur. 1980 darbesinden sonra sistem tarafından yozlaştırılan gençlik Arabeks müziği ile uyuşturulmuş, kaderci ve içi boş bir gençlik olarak yetiştirilir. Buna karşı bir zamanlar kendisini eleştirenlerin can simidi olmuştur. Ozan bu konuda“Ben içerde bulunan hiç bir örgütün mensubu olmadığım gibi, onlarla hiç bir alışverişte dahi bulunmayan bir sanatcıyım. Hatta çoğu sol örgütlerden revizyonistçiliğim, faşistçiliğim, işbirlikciliğim gibi sıfatlarla nitelendirilmektedirler. Ama bütün insanlara insan olmasından dolayı değer verdiğimden, bu tür olayların yaşanmasına karşıyım”.
REST
Bana dönek demiş itin birisi
Açığım neymiş sor hele hele
Eli çatlamamış ayı irisi
Gel bizim köylerde dur hele hele
Bir yığın kitabı yığmış önüne
Sinek konsa korkar tatlı canına
Hipi yosmasını almış yanına
Pehlivanlık yapar gör hele hele
Köylüden yanadır toprak görmemiş
Viskiden gayriye dudak sürmemiş
Ömür boyu serçe bile vurmamış
Ordu yıkacakmış ker hele hele
Yiğittir ölüsü dağlarda kalan
Yiğittir yiğidin öcünü alan
Soytarıdan yiğit olurmu ulan
Sen bizim dağlara gir hele hele
Bu herifin önü sonu ayandır
Anlayana benim sözüm beyandır
Senden korkan hayvan oğlu hayvandır
Gelde Mahzuni’yi vur hele hele
Burada Aşık Mahzuni’nin halkın dertlerini, sevdalarını, acılarını özlemlerini dile getiren türkülerini dinliyelim.
1.Bilmem söylesemmi söylemesemmi
2.İnce ince bir kar yağar
3.Ehvah Köyüm dertli köyüm
4.Aha Mehmet Emmi
AŞIK MAHZUNİ’NİN DÜNYA GÜRÜŞÜ
Yüzyıllarca Alevi Bektaşi ozanları yaşadıkları toplumun değer yargılarını, yaşamında ki sınıf çelişkilerini, yaşadıkları bölgenin coğrafik yapısını, halkın sevinçlerini, üzüntülerini, kavgalarını, sevdalarını, yoksulluklarını, korkularınıve savaşlarını konu alarak en ince estetik değerler katan halk bilimi insanlardır. Bunlar Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Kaygusız Abdal, Nesimi, Yunus Emre, Aşık Veysel, Muhlis Akarsu ve daha yüzlercesini örnek verebiliriz. Kendi halkının yukarıda saydığımız değer yargılarını kendilerine göre yorumlayıp evrenselleştirmişler ve bu evrensellik onları günümüze taşımış.
Aşık Mahzuni Şerif’in son şiir kitabı olan Dolunaya Tül Düştü isimli eserinde kimliği ve dünya görüşünü şöyle ifade eder.
“Ben Alevi bir aileden gelme olduğum için kök kültürümde Alevilik-Bektaşilik yatar. Siyasi rengime gelince ben demokrat ve solcuyum. Ancak insan sevgisi din anlayışımda en büyük isimdir....Çünkü zulme ve baskıya kafa tutan her düşünce kutsaldır. Buna biraz daha diyalekt olarak bakarsak her yeni gün gelecekler için daha devingendir. İnsanların hayatında umutlar ne kadar güzel geleceklere gebeyse, zulüm ve kötülükler de aynı oranda gelecekte daha kötü olmak için bir devinim gösterirler. Bu nedenle bu gün yada dünler için aktif yaşamda değişen her hadiseyi olağan karşılıyorum.
Aşık Mahzuni Şerif ile yapılan bir söyleyişi de “geçmişte sol ve sosyalizm yanlısı olan halk ozanları yanında, günümüzde aşırı milliyetci ve dinci ozanların artmalarını neye bağlıyorsun” sorusuna“zıtlar kendi doğrularında ilerlemek ister. Bu gerçekliğin hüviyetine münhasır bir olgudur. Günümüz dünyasında, özünde bir bulgur tanesi kadar bile insan aşkı ve insan sevgisi olan bir insan ozanda olsa, imamda olsa sağcı olamaz. Çünkü sağcı düşünce içinde başı çeken tekelci anlayış ve paylaşımcılığı reddeden sermaye acımasızlığı yatar. Bu çizgiyi onaylayan ozan ya da başka kişiler halkı sevmiyor demektir”. diye cevap verir.(Pir Sultan Abdal Gazetesi 1998,S.4)
Ozan Kürt kimliği üzerine Kürtler Azınlık Değiller yazısında “Batı tarih bilimcilerinin kabul ettiği şekliyle, Kürt kavimi en az batılılar kadar eski diğer halklar kadar tanrı ve insan hukuku önünde insan olarak eşit ve haklıdırlar.... Türkiye Cumhuriyetin de Kürtler azınlık değil bu Cumhuriyetin ortağı değillerdir. Sahibidirler diyorum çünkü, ortaklıklar bir bölüşümde taraf olan en az iki kişidir”.
ATV televizyonunda yayınlanan Siyaset Meydanı proğramında“Yapılan iki darbeden benim tırnaklarımı iki defa çekerek beni mükafatlandırdılar” diyerek tepkisini belirtir.
Aşık Mahzuni Şerif sanatını icraa ederken sadece kendi halkını düşünmemiş dünyanın neresinde olursa olsun ve kimler tarafında yapılırsa yapılsın, yapılan haksızlıklara karşı çıkmış ve evrensel bir ozan olduğunu kanıtlamıştır.
Tabuttaki insan gibi ölmem
Derdim vardır onun için gülemem
Ben insanın değerini bölemem
Doğu Batı Gavur Müslüman bir bana
Tahammül dünyanın başıdır başı
Dost için akıttım gözümden yaşı
Halka öğrettiğini yapmayan kişi
Dört kitap okudum dese kördür bana
Ya da Amerika Katil Katil (türkü)
Ozan Türkiye’de yapılan haksızlıklara, banka hortumlamalarına, derin devlet anlayışına, yolsuzluklara ve daha nice olaylara şiddetle karşı çıkmış, bunları sanatına taşımış ve yazılarında eleştirmiştir. .... asıl kafası koparılacak insanlarla nasıl kadeh tokuşturuldu, korumalar verildi, çiftlikler, bankalar, nasıl peşkeş çekildi, bunlara nasıl korumalar verildi, ve nasıl ruhsatlı silahlar, yeşil pasaportlar temin edildi aklım ermiş değil. Ama suya sabuna dokunan bir türkü söyledin ‘gel bakalım buraya’, hırsızlık şerefsizliktir dedin ‘gel bakalım buraya’ , Kürtçe şarkımı okudun ‘gel bakalım buraya’ Ama günde beş vakit yüzbinlerce noktadan yüzbinlerce Türk İmamıyla Arapça çağrımı yaptın ‘dillerine sağlık babana rahmet’ İngilizce selam verip Fransızca bankamı soydun ‘afiyet şeker olsun’İstanbul’un göbeğinde Türkiye’ninparasını yırtıp, kamuoyuna tekne gibi kıçını açarak bu millete ana avrat küfrederek yeşilköyeİngilizce şarkılar eşliğinde mi gidiyorsun ‘hadi güle güle yolun açık olsun’ diyerek yapılan vurdumduymazlığa karşı koyar.
AŞIK MAHZUNİ’NİN HÜMANİST KİMLİĞİ
OĞUL
Toz yeşiller içinde bıraktığın
Sonra geri dönüp baktığın yıllar
Artık geride oğul
Borca vakit yoktur geleceğin
Bir adım ötede yahut geride oğul
Anlamı düne göreydi
(....)
Doğduğun ülkeyi anan kadar sadık sanırsın
Uğruna ölürüsün, kurban olursun
En diri en canlı hayalinde
Cayır cayır yanarsın oğul
(....)
Bu senin sabahına yağacak kar demektir
Adımla, bozulmuş kör balkonu
Yine el salla geleceklere
Ve korkmuyorsan eli kanlı felekten
Sende umut var demektir oğul
Dedemden babama
Benden sana kalacak tek miras şayet yürekse
Korkma
Söyle barışın haç olduğunu,
İnsanın taç olduğunu
Son peygamberin ulaştığı miraç olduğunu
Dibi yoktur mezarın sonu yine dünyadır
Delsek altımızda Yeni Zelanda çıkar
Farz et yolun cehneme
Şayet hak diyerek yanıyorsan
Korkma bundan ne çıkar oğul.
Oğul Ben toprak olunca
Keşke göklerde kalan sesimi duysan
Ve sesime bir ses de sen koysan
Dönersen kahpesin hak yolunda bir nefes
Eminimki dönmesin oğul
Sen bir Mahzuni Şerif oğluysan, oğul
Aşık Mahzuni Şerif’in kişiliğinde, sanatında, mücadelesinde hümanist tarafı ağır basar. Eserlerinde hoşgörüyü, sevgiyi ve doğruluğu işler. Onun büyük bir insansever olduğunu görürüz. Oğlu Ali Mahzuni’ye yazdığı bu şiirinde hümanistliğini göstermektedir. Aşık Mahzuni Şerif“...temenim72 milletin bir olması temenisidir. Halkların kardeşliği gerçekliğidir. Berrak bir merhaba, bence sevgilerinde samimi olan insanların zamanı ve günü ve belli ölçülerde hayatın bazı parçalarını paylaşma biçimidir..... Ancak haksızın tümüyle haksızlığını kabul ettiği ve caydığı zaman birlik doğar ki bu da iyi bir sonuçtur”.
NE GÜZEL UYMUŞ
Ta ezelden böyle yakışıklıdır
Şu dağlara kale ne güzel uymuş
Bir ah çekse bin dereyi sel alır
Aşıklara çile ne güzel uymuş
Kırmızıya beyaz, karaya sarı
Bataklığa sinek, çiçeğe arı
Yaz gününe güzü,kışa baharı
Kuru toprak sele ne güzel uymuş
İnsanlar insana hayvanlar soya
Sular enginlere selvi ovalara
Güzele kalem kaş çirkine boya
Sivri tırnak kele ne güzel uymuş
Arsıza ahlaksız hırsıza tasa
Canbaza enayi bankaya kasa
Mazluma kol-kanat suçluya ceza
Namusuza hile ne güzel uymuş
Dünyada pay olmuş tavşana tazı
Arslana çarçakal kurtlara kuzu
Mahzuni’ye derdi Şerif’e sazı
Parmakları tele ne güzel uymuş
DELİ TÜRLERİ
Çeşit çeşit deli vardır erenler
Ala deli kızıl deli mor deli
Deliynen sohbet etmek kolaymı
Aksi delisakar deli tor deli
Bir deliye sen delisin denilmez
Zehirler yenilir deli yenilmez
Elden ele alınıp da konulmaz
Uyuz deli yalaz deli kör deli
Mahzuni şaşmıştır deli elinden
Sakın gitmen delilerin yolundan
Deliler ayırır hakkı kulundan
Şeytan deli merdan deli pir deli
OSMANLI VE TÜRKLER
Bin yıllık bir hasta inler şurada
Ne doktor bulunur ne çıban biter
Dört mevsim boş geçer bu güzel kırda
Ne çiçek ekilir ne fidan biter
Vicdan adaleti kurulmadıkça
Haksız hak yolundan görülmedikçe
Mebus köylü gibi yorulmadıkca
Ne adalet bakar ne vicdan biter
Marangoz çalışır kapısı yoktur
Berberin sakalı herkesten çoktur
Çalışan aç gezer soyanlar toktur
Ne adavet kalkar ne düzen biter
Size derim size duyun insanlar
İnsanı asıpta zevkeden canlar
Dört yanımda hücum etti hayvanlar
Ne Mahzuni korkar ne sözü biter
VERGİ KAÇIRANLAR
Mısır satıyordun iki yıl evvel
Gardaş defineyi nereden buldun?
Baktım defterine vergi ne gezer
Gardaş defineyi nereden buldun?
Haber verse idin müzemiz vardı
Kumandan kaymakam kazamız vardı
Yoksa muhtarımız azamız vardı
Gardaş defineyi nereden buldun?
Okuma görmedin kırk sene yattın
Bir ekmeğe kırk yıl taklalar attın
Eroinmi sattın esrarmı sattın
Gardaş defineyi nereden buldun?
Seni de beni de gören Allah’tır
Alın teri bütün terlere Şah’tır
Devlet parasını çalmak günahtır
Gardaş defineyi nereden buldun?
Mahzuni Şerif’e inanmazmısın
Ben yanarım daim sen yanmazmısın
İnsanım demeye utanmazmısın
Gardaş defineyi nereden buldun?
DÜZENE TEPKİ
Gene it dilinden çaldı makamlar
Çok ayılar göbek attı hırsınan
Çayırın harmanı çıktı bakalım
Uyuz beygir şaha kalktı tırsınan
Kolay kolay çıkmaz bu tahtanın cilası
Temeli bulaşık oldu olası
Bizim başımızın böyle belası
Özel gelmiş mektebinen kursunan
Gizli pazarlığın yahşi rızası
Ne bir tesadüftür ne iş kazası
Çok yamandır doğru sözün cezası
Tepem ezer tırpanınan örsünen
Mahzuni Şerif’im necidir neci
Yaktı sinemizi hacoğlu hacı
Züğürt ah eder fakat zenginin piçi
Avrupa’ya gider gelir forsunan
Ozanın Hukuk ve karanlık yazısında“.... ve yüz yıllardır, ülkemi karanlıklarda kıvrandıran, fanatik, tutucu, gerici, ilkel yobaz ortaçağ fesatlığının, bağnaz, seri kolu kırılsın. İnsanlarımızı diri diri toprağa gömen, canlı canlı yakan, vuran, kıran, islam’ı kendişevhet şirret ve zulüm doyumluklarına koz eden karanlık onursuzluk dağılsın....çocuklarımızı henüz 5 yaşındayken alıp onları birer, çağ düşmanı, yurt haini, toplum sırtlanları olarak yetiştiren bütün kapaklı kurs, vakıf, ocak bucaklar, basılmalı deşifre edilmeli sonuçtan ortadan silinmelidir”. diyerek insan sevgisinden yoksunolanların insanları nasıl yozlaştırdıklarını ve bunlara karşı nasıl davranılacağını ifade eder.
Aşık Mahzuni evrensel bir ozan olduğu kadar bazen bölgeleri ve tek insanlarıkonu yapmıştır. Bu şiirinde kendi köyünde ki insanları komik bir şekilde anlatmıştır.
DURMUŞ
Durmuş bizim köyden haber sorarsan
Harman kalktı bulgurlar serildi
On yedi yıl evvel ölen Hacelli
Seksenbir yaşında geri dirildi
Kömsük Hasan İnek alıp satıyor
Kasım harmanında düğün tutuyor
Çin Mehmet yatağa düştü yatıyor
Bir acaip kulakları gerildi
Götürdüler İbiklerin Tulay’ı
Kel muhtara sövdüğünden dolayı
Kır Bekir bilmeden atmış kalayı
Çok acaip yerinden serum verildi
Üç it tuttu Yahyaların Hasanı
Toz ediyor o geceye basanı
Bizim Yusuf değiştirmiş lisanı
Laf ederken kırım kırım kırıldı
Mahzuni bu kadar işteDurmuş’um
Selam edip hatırını sormuşum
Gece olmuş geç farkına varmışım
Sığır geldi sıpaları derildi
TAVŞAN
Bana tavşan eti yermisin derler
Çok yalanlar yedim tavşan nedir ki
Karanlık sofrada karanlık mecliste
Kör yılanlar yedim tavşan nedir ki
Hayli geçtim felek denemesinde
Her çoban bilinmez kaval sesinden
Koyun kılığından pis memesinden
Süt salanlar yedim tavşan nedir ki
Hayvanın hayvandan asili varmıdır
Hayvan hayvan doğar başka varmıdır
Tavşan cennetlikte domuz gavurmudur
Nice canlar yedim tavşan nedir ki
Mahzuni insana doğrusu gerek
Yapabilirmisin toptakta çörek
Dinli dinsiz gavur müslim diyerek
Çok canlar yedim tavşan nedir ki
Mahzuni Şerif`in bu şiirinde bariş, hoşgörü ve katıksız bir hümanizm vardır. İnsanları birbirine düşüren senlik benlik davalarında insan öldürmenin haklı bir tarafı olmayacağını, toplumsal olaylarda bile insanı öldürmek, insanı haklı kılamazı vurgular
SINIFSIZ BİR OKUL KURULMUYOR Kİ
Boşa döğüşmeyin bizim yiğitler
Sizi vurduranlar vurulmuyor ki
Kim bilir nerde hangi koltukta
Kömürde tarlada yorulmuyor ki
Aynı baba dölü ölen öldüren
Ölenle öldüren iti güldüren
Yokmu idi bunu size bildiren
Vur diyenler burda görülmüyor ki
İşçiyi işçiye düşüren zalim
Boynumuzda boza pişiren zalim
Bu kadar bardağı taşıran zalim
Gözümüz önünde serilmiyor ki
Yeni adı çıkmış sağ ile solun
Tarihte borcu yok kullara kulun
İki yanı birdir yaptığın çulun
Bilirsin ölenler dirilmiyor ki
Mahzuni der nedir hakkın davası
İnsana benzermi köpek mayası
Tükensinde bitsin bu sınıf kavgası
Sınıfsız bir okul kurulmuyor ki
Bu türküsünde sistem tarafından cahil bırakılan toplumu anlatmak istiyor.