header

Contact
| Home
   
Özel Arama
header
Google

Ana Sayfa
Sitede Ara
Resim Galery
Müzik Dinleyin
Sanaçiların Diyer Klipleri
header header
header
Gerilla

bizler birer halk hizmetkarıyız, her şey devrim ve kurtuluş içindir" 1998 baharının ilk günleriydi. Doğa bütün güzelliğiyle kendini yaşamın kollarına bırakmıştı. Dağlar, ormanlar, vadiler yağmurun bereketiyle yıkanmıştı. Toprak envai türlü bitkileri bağrında açarken, ağaçlar bahan tomurcuklarıyla selamlıyordu. Doğadaki bu dirilik ve hareketlilik gerillaya da yansımıştı. Kıştan beri askeri ve siyasi eğitimini kamplarda gören gerilla birlikleri kar ve tipinin etkisiyle hareket edememişti. Bu süreçte özellikle askeri eğitimler ağırlıklı görülmüştü. Bahara çıkarken hedef ve taktik düzeyde yönelim noktalan belirlenmişti. Bunun için iyi bir hazırlık yapılarak partinin Botan'dan beklediği çıkışı yapmak gerekiyordu. Bu coşku ve istekle dolup taşıyorduk.

İkisi erkek, biri bayan olmak üzere üç bölükten oluşmuş bir taburluk güçtük. Tabur komutanımız Hamza arkadaş, Cudi'ye gideceğimizi belirtmişti. Heyecanımız doğayla at başı gidiyordu. Bir taraftan doğanın yaşama kanatlanan güzellikleri, diğer yandan gerillanın yeni alanlara açılması birbirini bütünlüyor gibiydi. Bu yıl düşmana darbe vurmak ve geriletmek gerekiyordu. Geldiğimiz aşama bunu zorunlu kılıyordu. Bunun için de kendimizi ruhsal, fiziksel ve askeri olarak güçlü bir donanıma, kavuşturmuştuk. Yola çıkmak için hazırlıklarımızı yaparken eyalet karargahından Besta'ya gitmeleri için YAJK'm yanımıza gönderdiği bir takımlık bayan gücü de gelmişti. Bu takıma Zelal arkadaş bakıyordu. Onlarda bizimle Cudi'ye gelecek, oradan da kuryelerle Besta'ya geçeceklerdi. Gideceğimiz yöne Hamza arkadaş keşif grupları çıkarmıştı. Böylece geçeceğimiz yol güzergahında düşmanın durumunu ve geçebileceğimiz yerleri öğreneceklerdi. Keşif grupları da dönüp, hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra; içtima alanına sıra sıra dizildik. Eyalet karargahından "Hazırlıklarınız tamamsa gidebilirsiniz" talimatını alan Hamza arkadaş, içtimanın önünde durmuş konuşuyordu, "Türkiye-Irak sınırındaki KDP'nin Behdinan bölgesine düşen 'Sınaht' alanına gideceğiz. Yol güzergahımızda sınır tepesi var, düşman Cudi'ye geçecek grupları engellemek için buraya güç yığınağı yapmış. Tank ve termal aletleriyle denetliyor, çok dikkatli olmalıyız, verilen talimatlara harfiyen uymalıyız" derken, duygu ve düşüncelerimizi ayaklandırmıştı. İçte yaşadığımız coşku ve heyecan artık yüzlerimizde ifadesini bulmuştu.

Hamza arkadaş, uzun boylu, iri cüsseliydi. Kumral teni ve pala bıyıkları güleç yüzünü ve çekici üslubunu bütünlüyordu. Konuşmasındaki dinginlik kendisini dinleyen gerillalara güven ve moral veriyordu. Kısa bir sessizlik anından sonra tekrar konuşmaya başlamıştı. Güçlü bir bileşimle, partinin bize sağladığı imkan ve destekle, ihtiyacımız olan her türlü donanıma sahip olduğumuzu, bu güzel yaşam ve düşüncelerle belirlenen yöne doğru gideceğimizi, sürecin bizden beklediği cevabı vereceğimizi, Parti Önderliği'nin gösterdiği doğrultuda mücadeleyi yükselteceğimizi, kararlılığın ve sözün gereğinin bununla yerine getirileceğini söyleyerek konuşmasını bitirmişti. Biz de coşkumuzu
içtima sonrası halaylarla hep birlikte paylaşmıştık. Akşam ay ışığında Hamza arkadaş ve keşif grupları önde olmak üzere, doksan kişilik bir gerilla gücü olarak harekete geçtik.

Sabırsızlığımız bitmiş heyecanlı bir yürüyüş başlamıştı. Bir süre sonra projektörlerin uzaktan yansıyan ışığını gördük. Gittikçe büyüyen ışığın altındaki sınır tepesini rahatça görebildiğimiz ormanlık bir yerde gözetlemek için mola verdik. Önümüzden bir grup arkadaş yolu kontrol etmek ve geçiş anında olası bir çatışma halinde bizi korumak için gittiler. Cudi'ye geçişler bu hat üzerinden yapıldığından, düşman ormandaki bütün ağaçlan kesmişti. Arazi kesik kısa meşe ve palamut kütükleriyle doluydu. Pür dikkat kesilmiş çevremizi gözetliyor ve sessizce bekliyorduk. Düşman sınır tepesi dışında arazinin muhtelif yerlerine mevzilenmişti. Biz beklerken, fısıltıyla önden arkaya doğru Hamza arkadaşın, arkadaşların çok sessiz olmaları, çift çift, mesafeli ve silah elde, parmak tetikte olması, silahların emniyetlerinin ikinci bir talimata kadar açılmaması, geçişin rahat ve hızlı olması için bir grup arkadaşın önde savunmada olduğunu içeren talimatı aktarılmıştı. 1994'te arkadaşlar Elcan tepesindeki düşmanı söküp atmışlardı. Şimdi biz Elcan tepesiyle, sınır tepesi arasındaki küçük vadiden geçecektik. Elcan eyleminden sonra düşman zaman zaman yine tepeyi tutuyordu. Onun için gerek geçeceğimiz mevzi altlarından, gerekse bu iki tepe arasından daha da duyarlı bir şekilde geçmemiz gerekiyordu. Projektör ışıklarının ve dolunayın aydınlığında silahlarımızın parlamaması için ellerimizle gölgeledik. Eğilerek, sürünerek gece saat ikide vadinin ağzına eriştik. Karşımıza Kirya Reş ve Çele Reş tepeleri çıktığından düşmanın tutabileceği ihtimaliyle kesintisiz yürüdük. Sabaha karşı dörtte Hezil köprüsüne ulaştık.

Düşman tarafından defalarca yıkılan Hezil köprüsünü, her defasında geçişlerimizi sağlamak için inadına onanyorduk. Köprü bu sefer sağlam kalmıştı. Bitkin ve yorgun düşmüştük. Daha ön
ce bu alanda kalmıştım. Araziyi kaba da olsa tanıyordum. Hamza arkadaş içimizde alanı tanıyan arkadaşların olup olmadığını sorduğunda, tanıdığımı belirterek yanına gittim. Bana, taburun güvenliği için bulunduğumuz alanın Zeki ve Kelhekor tepelerinin tutulması gerektiğini belirtti. Tabur da, Bılıka köyünün üstündeki Asuri/Süryanilerden kalma mağaralara geçecekti. Ve biz tepe dönüşü Hamza arkadaşı ve diğer arkadaşlarla burada buluşacaktık. Bulunduğumuz alan yirmi dört saat düşmanın denetiminde olan bir yerdi. Çünkü düşman keşifçileri ve içimizden kaçıp kontralaşan unsurların gözetledikleri bir alandı. Yıkık olan Bılıka köyü çok stratejik bir yerdeydi. Ancak köyle Cılbiye arasında Kâçıka ve Axurka boğazı vardı. Düşman bu alana geldiğinde bu boğazlan kullanıyordu. Kendi güvenliklerini de daha stratejik olan Zerinker ve Ahmet tepelerinde tutarak alıyordu. Kelhekor, Bılıka'nın üstündeydi. Düşmanın bu tepeyi alması durumunda taburumuz sanki bir kuyunun içinde kalıyormuş gibi olacaktı.

Her tarafımız yüksek dağlarla çevriliydi. Aradan yalnızca bir vadinin geçtiği çöküntü yerde kurulmuştu Bılıka. Arkadaşların güvenlik içinde dinlenebilmesi için boğazlara hakim bir tepe olan Zeki tepesine gidecektim. Köprünün yanında sigaraların kamufleli içildiği, yavan ekmekle yapılan bir kahvaltı molasından sonra arkadaşlar Bılıka'ya doğru hareket ettiler. Biz de mangaca hazırlığımızı yapıp, karanlıkla birlikte tepeye çıkacaktık.

Biz Zeki tepesine doğru harekete geçerken, erkek arkadaşlar da Kelhekor'a çıkıyorlardı. Alana geldiğimizde mangalar yeniden düzenlenmişti. Dolayısıyla bizim mangada yeni arkadaşlar ağırlıktaydı. Raperin arkadaş yardımcımdı. Önderlik Sahası'nda eğitim almış, bilgili, becerikli, siyasal anlamda gelişkin, fakat askeri alanda tecrübesiz bir arkadaştı. Diğer iki arkadaş ise birer yıllıktılar. Askeri ve siyasi eğitim görmelerine rağmen deneyimsizdiler. Diğer üç arkadaş ise daha ilk pratik süreçlerini yaşıyorlardı ve çok yeniydiler. Böylece toplam yedi arkadaşla birlikte
tepeye tırmanmaya başladık. Arazinin ayrıntılarını bilmediğimden, kimi zaman yolu tahmini bulmaya çalışarak, on saat sonra, sabaha doğru tepenin zirvesine ulaştık. Güneş ufuktan çıkana kadar uykusuzluğumuza rağmen uyanık kalarak çevreyi kontrol ettik. Akşama kadar görebildiğimiz dağ zirvelerini, yollan, vadileri, her yeri dürbünle gözetledik. Hiçbir yerde düşman hareketliliği görünmüyor, her şey normal seyrinde sürüyordu. Birkaç parça ekmeğimizle de kahvaltımızı yapmış ve biraz dinlenmeye çalışmıştık. Karanlığın düşmesiyle beraber arkadaşların bulunduğu Bılıka köyüne doğru inmeye başladık.

Bahar yağmurları kendi azizliğini üzerimizden eksiltmiyordu. Yağmurlar başlıyor, arada güneş açıyor tekrar bulutların küme-lenişiyle çiselemeye başlayan yağış sağanakla sürüyordu. Arkadaşların yanına ulaştığımızda Besta'ya gidecek olan bayan takımı iki kurye arkadaşla birlikte hazırlıklarını tamamlamış, içtima da bekleyen arkadaşlarla vedalaşıyorlardı. Biz de arkadaşların Besta'ya uğurlanması törenine katıldık. Ve onlar gece yola koyuldular. Biz de bölük bölük Asuri-Süryani köyünün üstündeki mağaralara yerleştik. Buradaki mağara ve tüneller, kuytu ve sarp yerlerde yapılmıştı. Son dönemlere kadar Asuri kökenli insanlarımız buralarda yaşamışlar, fakat Saddam'ın Kürtlere karşı savaşından onlar da nasibini alarak, bu cennet parçası yeri terk etmek zorunda kalmışlardı. Şimdi onların varlıklarını korumak için yaptıkları mağaralarda bizler kalıyorduk. Güvenlikli ve görüntü vermeyen bir yerdi. Herhangi bir durumda tepeciler yakındı ve savaş inisiyatifini ele alabilirdik.

Hamza arkadaş, boğazlara ve tepelere ikişer grup göndermişti. Birinci grup devriye olarak çıkmış sabaha kadar bekleyecekti ve düşman gelirse müdahale edecekti. İkinci grup normal alan güvenliği için tepe nöbetine çıkmıştı. Alan güvenliği böyle alınmıştı. Bu da bize hareket serbestisi kazandırıyordu. Boş zaman-lanmızda askeri ve siyasi eğitimlerimizi görmeye başlamıştık.
Genelde teorik ve pratik askeri eğitim ağırlıktaydı. Yol hattında bulunduğumuzdan gurupların geliş gidişleri oluyordu. Bu guruplardan zaman zaman mücadelemizdeki genel gelişmeleri alıyorduk.

Cudi, gün geçtikçe heybetine heybet katıyordu. Bir çelenk gibi başına sardığı karla, kartal başı gibi görünüyor, adeta alana üstten ve keskin bakıyordu. Etekleri ise zümrüt yeşiline bürünmüştü. Ağaçlar dallanmış çiçek açmışlardı. Dağ keçileri ve türlü kuşlar özgürce oynaşmaya, baharın coşkusunu yaşamaya başlamışlardı. Doyumsuz bir doğa harikası yaşıyorduk. Cudi, bağrını bize açmakla yetinmemiş, türlü leziz otlarıyla bizleri beslemeyi de üstlenmişti. Günün askeri ve siyasi eğitimlerinin yorgunluğunu bunlarla gideriyorduk. Öyle ki, dağ keçileri etrafımızda raks etmeye başlamışlardı. Atik hareketlerle artık yanımıza kadar sokuluyor, bizi hayranlık içinde bırakıyorlardı. Eyaletin koyunlarının bir kısmı bize verilmişti. Çobanlık yapabilecek arkadaşlar bakım işini üstlenmişlerdi. Böylelikle günlük olarak süt, peynir ve yoğurt yemeye başlamıştık.

Hamza arkadaş, eğitimlerinde ve sohbetlerinde genel çalışmalara, sorunlarımıza ve düşmana karşı geliştirilecek askeri yönelimlerimize dair tartışmalara tüm arkadaşları katıyor ve herkesi düşünmeye sevk ediyordu. Askeri konulardaki ustalığı, arkadaşlarla dolu dolu geçirdiği zamanı ve duruşundaki sadeliği ile tüm arkadaşlar için moral ve coşku kaynağıydı. Söylediklerini pratikleştiren, paylaştıran bir yapısı vardı. Başarıdan başka hiçbir şeyi kabul etmeyen ve bunun yoğunluğunu yaşayan bir arkadaştı. Ne olursa partinin önümüze koyduğu tüm planlara uyan ve bunun için engel tanımayan bir kişiliğe sahipti. Bu me-ziyetleriyle tabur bünyesinde çok sevilen ve alanda saygı duyulan bir arkadaştı. Düşmanı anı anma takip eder ve gerekli tedbirlerini önceden almaya çalışırdı.

Bılıka köyünü ve bulunduğumuz alanı kastederek, "bu güzel
likleri acılar içinde bırakıp giden halkımızın, Kuzey'de olduğu gibi Güney'de de yakılıp yıkılan köylerin yarattığı ızdırabı dindirmek için, Önderliğin takipçisi olmalıyız" diyordu. Sonra düşman hareketliliğinin olduğunu belirterek, "bir aya yakındır kaldığımız bu alandan gideceğiz" dedi. Ve biz hazırlıklara başladık. Ancak Zerinker'in pürüzsüz zirvelerinden aşağılara, Cudi'nin ihtişamlı korumasındaki araziye doyumsuzca bakıyor, buralardan kopmak istemiyorduk. Ama artık ayrılmak zorundaydık, çünkü düşman Botan'a yönelik kapsamlı bir operasyon başlatmıştı.

Operasyon; Besta, Beytüşşebap ve Gabar alanlarını kapsıyordu. Bu süreçteki savaş taktiğimiz gereği, herhangi bir bölgeye saldırı olduğunda diğer bölgeler düşman yönelimine maruz kalan güçlere destek amacıyla düşmanı vuracaktı. Bundan dolayı da ayrılma ve hareketlenmeye başlama hızlı gelişmişti. Karargah gücümüzün de bulunduğu Besta'daki arkadaşlar, kapsamlı düşman yöneliminden dolayı zorlanmışlardı. Hamza arkadaşın talimatıyla düşman hedeflerine yönelik keşif grupları çıkarıldı. Dört yöne giden keşif gruplarımız düşmanın hangi hedefi uygunsa onu tespit edecekti ve biz ona göre vuracaktık. Böylece düşman arkadan darbe alacaktı. Bu da dikkatini ve yoğunluğunu dağıtıp, operasyonun etkisini kıracaktı. Keşif gruplarından ikisi uygun planlamalarla dönmüşlerdi. Buna göre; bir grup pusuda Cudi ile Besta arasındaki Besta Bilûcina'dan gelen tankları ve askerleri vuracaktı, îkinci grup Kiriye Reş'e saldıracaktı. Planlamalar tamamlanmış, eylem grupları hazırlanmıştı. Büyük cihazdan eyalet komutanımız, Hamza arkadaşa operasyona ilişkin bilgileri aktardıktan sonra kapsamlılığına değindi. Diğer alanlardaki güçlerimizin ciddi bir kaybının olmadığını ve düşmanın geri çekildiğini, ama yönünün Cudi olduğunu söyledi. Bunun için çok dikkatli ve tedbirli olunması gerektiğini belirtiyordu. Dolayısıyla düşmanın olası operasyonuna hazırlanmak ve gerekli karşılığı vermek amacıyla eylem girişimlerimiz dur
duruldu. Bu arada Şırnak, Silopi ve Cizre'den gelen cephe birimlerimiz, aldıkları istihbarattan Hamza arkadaşa aktarmışlardı. Düşmanı evinde vurmak en uygunuydu. Bunun için tabur yönetimi şehre yönelik eylem planlarını tartışmaya başlamıştı. Diğer yandan da çıkacak operasyona yönelik tedbir ve hazırlıklar sıklaştırılmıştı. Bu arada düşman konvoyları da Sımak ve Silo-pi'den görünmeye başlamışlardı. Konvoylar Uludere tarafına geçiyordu. Üstlendiğimiz alandan ayrılıp, Mexelega noktasına geçtik. Burası küçük küçük tepeleri olan sık ormanlık bir yerdi. Bılıka'nın arka tarafına, Zerinker ile Kelakor'un altına düşüyordu. Burası Cudi'nin ortalarında kalıyordu. Ali Dino tepesinde üstlendik. Bu tepe ismini, korucu olan ve düşmanla birlikte operasyona katılan ve arkadaşların bir eyleminde öldürülen yarı deli Ali Dino'dan alıyordu. Tepecilerimiz ön hatlara çıkmış gözetliyor ve bekliyorlardı. Üçüncü günün sonunda düşman araziye çıkmaya başlamıştı.

Araziye çıkan düşmanı tepecilerimiz vurmuş, ama güçlü dar-beleyememişlerdi. Farklı yön ve yerlerden gelen düşman birlikleri, kol kol bulunduğumuz yamacın altından geçiyorlardı. Hamza arkadaş, düşmanın geçmiş yıllardaki yönelimlerini iyi biliyordu. Alana gelen düşman gücünün daha çok alan tutmak için stratejik yerlere yöneldiğini ve bununla alanı denetim altına alarak, asıl operasyon gücüne güvenlikli geçişler sağlamak olduğunu, bunun için taburun uygun bir araziye çekilmesinin iyi olacağını, operasyonun kapsamının geniş olduğunu söylüyordu. Bir grup arkadaş, önceden, güvenliğimizi almaları için gideceğimiz yere gönderildi. Tedbir amacıyla her zaman tuttuğumuz tepeden farklı bir tepeyi de tuttuktan sonra arkadaşlar çekilmeye başladılar. Arkadaşlar sağlam geri çekildikten sonra, birkaç arkadaşla noktada bulunan erzak ve iki katırımızı sağlama alacaktık. Koyun ve çobanlar bir grup arkadaşla birlikte Besta tarafına gönderilmişlerdi. Düşman, korucu köylerinden, geçiş hatla
rından yoğun olmak üzere her yönden alana giriyor, zirvelere, kritik geçiş noktalanna ve tepelere çıkıyordu. Hamza arkadaş ayrılırken, herhangi bir olumsuzlukta erzakları bırakıp, Deşta Kaniye Axe'ye geçerek, Şikefta ya da Çele Jahre gibi alanın en yüksek yerlerine çıkmamızı, onlarla orada buluşabileceğimiz! söyledi. Düşman Zeringer'e, ordan KelaKor'a çıkmayı ve bu silsileyi takip ederek 1994'de arkadaşların eyalet konferansını yaptıkları stratejik bir tepe olan Şikefta Konferansa tepesini ve uzantısı olan Gre Hemo'yu ele geçirip tüm alanı denetim altına almak istiyordu.

Karanlığın bastığı uygun bir saatte erzağımızı saklamak için ormanın sık olduğu bir yere doğru harekete geçtik. Düzleşen bir yer olan Deşta Kaniya Axe'ye geldik. Mexelega'dan kendini bıraktığında Afroka boğazına karşı düşüyordu. Boğazda bulunan düşman bizi fark etmişti. Hepsi mevzilenmiş silahların namlusunu bulunduğumuz yöne çevirmişlerdi. Biz erzaklarımızın ancak bir kısmım sık ormana götürebildik, diğer katırın yükünü indire-meden oradan ayrılmak zorunda kaldık. Epey görüntü vermemize rağmen boğazdakiler ateş etmemişlerdi. Artık silah menzilinin dışındaydık. Yanımdaki Küçük güneyli Ömer arkadaşa, "herhalde bu düşman silah sıkmıyor" dedim. O da "düşman olduğu kesin, ama niçin silah sıkmıyorlar, anlayamadım" diye şaşkınlığını belirtti.

O gece Hamza arkadaşların bulundukları üstlenme yerine ulaşamadık. Görüntü vermemek için arkadaşların bulundukları yerin altındaki sık ormanlıklı bir yamaçta gizlendik. Yanımızda cihaz yoktu. Skorskyler sabah tepelere ve alanın muhtelif yerlerine indirme yapmaya başlamışlardı. Art arda indirme yapan helikopterleri ve tepedeki düşmanı gözetliyorduk. Korucular, asker sayısından fazla gözüküyordu. Alanın tümüne girmişlerdi. Blu-cina taburundan, Şırnak merkezden ve çevredeki Gundik Bir-yan, Kurun, Meydane'de bulunan taburlardan geliyorlardı. Köy
lerin etrafındaki tepeler düşman tarafından tutulmuyordu. Burada biriken güçler alana aklatılıyorlardı. Düşman Nevava Cudi köyünden sırt sırt tepelere doğru tırmanıyordu. Önce Gre Ali, Tepeye Doğan ve oradan da Zerinker, Kela Kor'a çıkmışlardı. Güç takviyesi yaparak geniş alanlara yayılıyorlardı. Gece boyunca tepelerde ateşler yaktılar. Sabah saat sekiz gibi bazıları Skorskylerle, bazıları da geldikleri gibi alandan geri çekilmeye başladılar. Ayrıldığımız noktadaki tepecilerimiz ve göreve giden bir grup arkadaş da yanımıza geldiler. Tepecilerin telsiziyle Hamza arkadaşla tekrar bağlantı kurduk. Durumumuzu kısa ve öz olarak anlattıktan sonra şifre ile alandaki düşman hareketliliğini de ilettim. Bize, Çele Jahre'ye gelmemizi söyledi. Çele Jah-re'nin üstünde konumlanmışlardı. 1997'de düşman bir operasyonda bu tepeyi tutmuştu. Daha sonra arkadaşların eylemi sonucunda tepe düşmandan temizlenmiş ve büyük kayıplar verdirilmişti. Tepenin üstünde zafer sarhoşluğuna kapılan arkadaşlardan Nalin, Çiya, Nihat ve Serdar arkadaşlar ise düşmanın suikastları sonucu şehit düşmüşlerdi.

Zaman kaybetmeden harekete geçtik. Bulutlar ay ışığını yalayıp geçiyordu. Yıldızların parıltısı yanıp sönüyor, esinti yüzümüze çarpıp terimizi soğutuyordu. Gece yansına doğru Hamza arkadaşların bulunduğu yere ulaşmıştık. Yorgun ve uykusuzduk. Etrafında bağdaş kurarak oturduk. Cihazda belirttiğim şeyleri daha genişçe açtım. Benimle beraber gelen tepeciler ve görevli arkadaşlar da raporlarını vermişlerdi. Başı avuçlarında, düşünceli bir şekilde bizi dinliyordu. Aktarılacak olanlar, gelenler tarafından aktarıldıktan sonra tabur yönetiminin de hazır bulunduğu ortamda bizlerle tartışmaya başladı. Yönetimdeki arkadaşlarla da görüş alış verişi yaptıktan sonra söz alarak, "düşmanın başlattığı kapsamlı operasyonda bir iki yerde düşmanı darbeledik. Önümüzdeki günler daha da çetin geçebilir. Çatışma ve saldırılar artacaktır. Bunun için çok iyi hazırlanmamız gerekir. Düşmanın
bizden umut ettiği teslimiyet ve ihaneti kursaklarında bırakacağız. 1997'de Eylem Guyi ve Dirok unsurlarının Şikefta'da bir ta-kımlık güçle düşmana teslim olmalarını unutmadık. Bu unsurların şahsında düşman bizden direnişi beklemiyor. Umudu var ki teslim alsınlar. Biz Cudi'yi yeniden direnişin kalesi yapacağız. Bunun için ne gerekiyorsa gözümüzü kırpmadan yapacağız.

Dolayısıyla tedbirlerimiz sağlam olmalı. Noktada bıraktığımız erzakların olabildiğince getirilmesi, olmazsa emin bir yere saklanması gerekiyor. Bu saatten sonra gücümüzün yıpranma durumu olacaktır. Bir kg de olsa erzağımızın olması çok iyidir" dedi. Günlerdir aç ve yorgunduk. Hareketlilik ve çatışmalardan dolayı bitkin düşmüştük. Göz altından arkadaşların yüzüne baktım. Kimsede hal kalmamıştı. Hamza arkadaş bana; "eğer erzaklar görülmemişse gömülmesi ve katırların salı verilmesi gerekir. Eğer erzaklar görülmüşse düşmanın konumlanma durumunu, nerelerde kaldığını, ne yaptığını netleştirdikten sonra hızla tekrar yanımıza dönersiniz" dedi.

Tekrar üç arkadaşla birlikte yola çıktık. Birkaç saat ancak din-lenebilmiştik. Noktaya giderken, düşmanın boğazda bizi görmüş olabileceğini düşünerek hareket ediyorduk. Sık ormanlığa bu biçimde yetiştik. Ben erzakların ve katırların yerinde olup olmadığını kontrol etmek amacıyla önden gidecektim. Bunun için arkamdan gelen üç arkadaşa; "eğer düşman etrafımızda olursa ses çıkarmaya çalışmayın eğer ateş ederlerse hızla geri dönün. Ben içlerinde kalsam da bana sahip çıkmayın, ben başımın çaresine bakarım" dedim. Onlar bir yerden sonra durdular. Ben gittim. Erzağı bıraktığım yere ulaştığımda, sanki bir bomba sesi duydum. Kendimi yere atmış, silahımın emniyetini açmış etrafımı dikkatle süzüyordum. İyice baktığımda, önümde yüklü katırımızın durduğunu gördüm. Biraz daha çevreyi dinledim. Dikkatle tekrar takip ettim. Önümdeki katırın yan tarafında da boş katırımız vardı. Bunlar dışında farklı bir şey gözüme ilişmedi.
Bu arada arkamda mevzilenen arkadaşlara, duyabilecekleri bir sesle, herhangi bir şey yapmamaları için, sesi çıkaranın katır olduğunu, farklı bir durum olmadığını söylemiştim. Arkadaşlar yanıma gelmişlerdi. Çevreyi kolaçan ettik. Etrafta düşmana dair her hangi bir emare yoktu. Hızla diğer katırımızı da yükleyerek oradan uzaklaştık. Erzakları; arkadaşların 1993-94'de üstlendikleri Şikefta'nın altındaki büyük vadinin sık ormanlık bir yamacına getirdikten sonra taşıyabileceğimiz kadarını çantalarımıza alıp, kalanını da gömdük. Katırları ise vadiye saldık. Yükümüz, un, şeker, tuz, pirinç, çay ve maya idi. Bunları bir an önce arkadaşlara ulaştırmamız gerekiyordu. Tekrar Çele Jahre'ye çıktığımızda, arkadaşlar oradan ayrılmıştı. Hamza arkadaşla telsiz bağlantısı kurduk. Şifreyle, Çele Jahre'nin arkasındaki Kox tepesini buluşma yeri olarak belirtti.

Kox tepesi, 1995 yılında eyalet konferansının yapıldığı yerdi. Konferans tepesi ve Kox bir dağ silsilesinin tepeleri olarak uzanıyordu. Bu iki tepe arasında suyu yerden fışkıran, süt beyazı bir çeşme vardı. Bu çeşmenin adı, Kaniye Çına (Periler Çeşmesi) idi. Bu silsilenin çevresi palamut ve meşe ağaçlarıyla kaplıydı.

Buluşma yerine giderken, konferans sürecinde güvenlik altına alınan tepe yerinden geçtik. Arkadaşlar burada yine üstlenmişlerdi. O gün de düşman hareketliliği olmadı. Burada bir gün kaldıktan sonra, 1997'de arkadaşların geçici olarak kullandıkları Bıla Berni noktasına geçtik. Burası Kox silsilesinde, Kaniya Cına'nın alt tarafına düşen küçük bir derecikti. Bu nokta aynı zamanda Kox ve Kaniye Cina dışında, Safine ve Deriye Çılmera'nın geçit hattının üzerindeydi. Gece bu noktada kaldık. Sabah tepeci olduğum söylendi. Tepe nöbeti için Deriye Çılmera'nın zirvesine çıkılıyordu.

Gökyüzünün denizin koyu maviliklerine büründüğü, pamuksu bulutların oynaştığı, açık güneşli bir günde tepeye doğru harekete geçtik. Biz tepeye ulaşıp nöbeti devraldığımızda düşman
konvoyu Uludere tarafına geçiyordu. Haftanin'e operasyon yapılacağı için asker ve korucular sınır hattını tutuyorlardı. Kela Meme ve Cudi'ye gelen yolları keserek geniş çaplı bir operasyon geliştirmeyi amaçladıkları anlaşılıyordu.

Akşam noktaya döndüğümüzde bayan ve erkek arkadaşlar farklı yerlerde konumlanmışlardı. Takım komutanımız, aynı zamanda bölük komutanlığı da yapan Ruken Jirki arkadaşa tepe tekmilini aktardık. Onlar da noktadaki nöbetçiler aracılığıyla hareketliliği fark etmişler, ama düşmanın nereye gittiğini ve ne yapmak istediğini kestirememişlerdi. Ruken arkadaş tekmillerimizi aldıktan sonra Hamza arkadaşa aktarmak ve tartışmak için beyaz çeşmenin altındaki Çelik noktasına gitti. Ruken arkadaş biz Cudi'ye doğru harekete geçmeden önce bölük komutanımız olan Cihan ve başka bir bölük komutanı arkadaşla birlikte Bes-ta'dan çağrılmışlardı. Besta'daki operasyonda her iki bölük komutanı arkadaş şehit düşmüşlerdi. Dolayısıyla bizim bölüğe ve erkek arkadaşların bir bölüğüne takım komutanları bakıyordu.

Operasyon ve hareketliliğimizden dolayı eyalet karargahıyla büyük cihaz bağlantımız kopuktu. Ruken arkadaş Hamza arkadaşın bağlantı kurup kurmadığını, eyalette neler olup bittiğini soracaktı. Hamza arkadaş bir iki saat sonra bayan bölüğünün yanına gelmesini belirtti. Bütün güç orada toplanmıştı. Oraya ulaştığımızda Hamza arkadaş, bir intişar durumunun olacağını, bayan yapımızın hem çoğunluğunun yeni olmasından dolayı, hem araziyi tanıma, hem de tedbir amacıyla Safine, Deriye Çılmera, Çele Jah-re ve altındaki tepeleri tutacağını belirtmişti. Hamza arkadaş bayan yapısının yenilerden oluşmasından dolayı hassas yaklaşmıştı. Bayan yönetimi olarak ayrıca toplanıp, bayan gücünün mevzilen-mesini tartıştık. Sonuçta Hamza arkadaşla birlikte intişar durumunu yeniden planladık. Bayan arkadaşlar da erkek arkadaşlarla birlikte tepeler ve geçiş hatlarının tutulmasında görevlendirildiler. Planlamaya göre altı gruba ayrılmıştık. Tüm silsile ve stratejik te
pelere gidecek arkadaşlar belirlenmişti. Ayrıca Küçük Güneyli Cahit arkadaşın tuttuğu boğaz kısmına da bir grup bayan arkadaş aktarılmıştı. Silsilenin orta yerinde, arkadaşların tuttuğu tepe ve geçiş hatlarının bağlantılarını sağlayacak küçük bir tepe vardı. Bu tepeye gönderilecek arkadaş kalmamıştı. Ben de tepe görevinden yeni geldiğim için görevlendirilmem uygun bulunmamıştı. Ama herhangi bir durumda noktanın üstünde bulunan ve önem taşıyan bu yerin tutulması görevi bana verilmişti. Benim dışımda birkaç arkadaş daha noktada kalacaktı. Manga komutanı Kawa arkadaş da tepe görevine gidiyordu. Bu arkadaşla birlikte dört bayan arkadaş görevlendirilmişti ve ağır silahlarla takviye edilmişlerdi. Böylelikle intişar konumunu iki bölük, devriye, pusu ve tepe görevlerini de bir bölük üstlenmişti. Planlama eksiksiz yerine getirildi.

Tüm güç intişar saatine kadar hazırlıklarını yapmak ve dinlenmek için mangalara geçmişlerdi. Gece saat iki de gruplar yerlerine doğru harekete geçtiler. Bu arada koyunları Besta'ya götüren grup geri dönmüştü. Bu grup yolda pusuyu fark edince Hamza arkadaşla bağlantı kurmuş, Hamza arkadaşın talimatı üzerine geri dönmüştü. Çobanlar, koyunları Şırnak'ın tam karşısına düşen karşımızdaki yamaca salmışlardı. Şırnak'tan bakıldığında onları fark edilebilirlerdi. Arkadaşlar tepelere çıktıktan sonra biz de sabah saat dörtte noktadaki erzak ve eşyalarımızı kamufle etmek için çalışmaya başlamıştık. Yeni bir arkadaş olan Şevin arkadaş geceden mutfak hazırlıklarını tamamlamıştı. Sıkılarak yemek yapmak için bir arkadaşın çıkarılmasını belirtti. Bölüğümüzün lojistik sorumlusuydu. Ben, "mutfakçı olurum" dedim. Ocağı yaptığı yere gittiğimde kardan su eritmiş tencerelere koymuştu. Bir yığın da guni toplamıştı. "Her şeyi hazırlamışsın" dedim. Şevin arkadaş yine mahcup, "yemek yapmasını bilmiyorum. Fakat biraz hazırlık yaptım. Günlerdir aç olan arkadaşlara bir parça yemek yedirmek istiyorum" dedi. Sakladığımız pirinçten bir yemeklik getirdim. Naylonu tutuşturdum, ocaktaki
gunilerin üstüne dökecektim ki, Safine tepesinin ardından helikopter sesleri gelmeye başladı. Ateşi yakmadan naylonu söndürdüm. Kobralar tepemizde dönmeye başlamıştı.

Kobralar Safine ve diğer tepeleri turladı. Herhangi bir görüntü alamamıştı. Orta tepeye gitmek artık zorlaşmıştı. Kobralar tekrar döndü. Safine'yi vurmaya başlamışlardı. Skorskyler ise bizim tutmadığımız tepelere indirme yapmaya başlamıştı. Çobanlık yapan arkadaşlar bulundukları yamacın zirvesindeki kayalıklara doğru koşmaya başladılar. Kobralar henüz arkadaşlann bulunduğu diğer tepelere saldırmamışlardı.

Skorskylerin üstümüzdeki Bermil tepesine asker indirmesi gittikçe sıklaşıyordu. Kobralar yamacı vurduğundan koyunlar telef olmuş, araziye dağılmışlardı. Çobanlar zirveye ulaşmış yerlerini sağlamlaştırmışlardı. Düşman alanı denetimine almak için Gundik Remo, Çele Jahre, Şırnak, Cizre ve Gabar dağıyla çevrili bu alanın ortasında bulunan Gre Hemo'ya indirmelerle asker takviyesi yapıyordu. Silopi ve Cizre ovalarının dağla kesiştiği köylerin bir çoğu korucuydu ve düşman taburlarını barındırıyordu. Bu köylerden asker ve korucular sırt sırt araziye çıkmaya başlamışlardı. Bu nedenle Bermil tepesinden Safine'nin zirvesine doğru kol kol düşman gücü tepecilerimizin bulunduğu yere doğru ilerliyordu. Düşmanın bu yönelimi arkadaşlar tarafından üç kez darbelendi ve epey kayıp verdirildi. Böylece Safi-ne'de çatışmalar başlamıştı. Cahit arkadaşın tuttuğu Çile Jah-re'ye saldırılar artmıştı. Cahit arkadaşın yeri üç küçücük tepeciğin art arda sıralandığı bir silsile idi. Her tepeciğe iki arkadaş yerleştirilmişti. Kara güçlerinin rahat hareket etmesi ve tepeyi ele geçirmesini sağlamak üzere kobralar yine devreye girmişti. Ancak düşman arkadaşları tepeden sökemediği gibi çok yakından ve etkili bir şekilde de vurulmuştu. Tüm alanda çatışmalar yoğun bir şekilde başlamıştı. Dağlar ve vadiler mermi, roket, bomba ve helikopter sesleriyle yankılanıyordu.

Orta tepenin doldurulması gerekiyordu. İki yeni arkadaşı yanıma alarak hareket ettim. Mermilerin arasından, yer yer sürünerek yer yer koşarak gideceğimiz asıl tepenin uzantısındaki küçük kayalıklı tepeye ulaştık. Düşman görüntümüzü almış, bu yüzden asıl yerimize ulaşamamıştık. Bulunduğumuz tepecik de önemli bir yerde bulunuyordu. Burayı tutmak ve arkadaşları savunmasız bırakmamak çok önemliydi. Benimle birlikte gelen Silopi'li Partizan ile Uludereli Welat arkadaşlarla kayalardan bir mevzi yaptık. Ortasına da etrafı görebileceğimiz küçük bir pencere bıraktık. Yerimiz kayalıklı ve hafif çukurca bir yer olduğundan düşmanın suikastleri ve rastgele atışları fazla etkili olmuyordu. Düşman üzerimize gelmekle bir şey yapamayacağını anlayınca yine kobraları salmıştı. Partizan ve Welat arkadaş birkaç metre uzaktaki kayalıkların arasından arka tarafımızı kontrol ediyorlardı. Bense mevzinin içindeydim. Bu sırada kobraların attığı bir roket yaptığımız mevziye isabet etti. Şiddetinden kayaların arasına savruldum. Arkadaşlar çağırmış, fakat baygınlık geçirdiğim için duyamamıştım. Kendime geldiğimde epey kay-gılanmışlardı. Bir şeyimin olmadığını söyleyerek sakinleştirmeye çalıştım. O sırada helikopterden atılan bir roket hemen üstümüzden geçmişti. Partizan ve Welat arkadaşlarla yan yana geldik. Safine'de, Çele Jahre'de ve çobanların olduğu taraflarda çatışmalar aynı yoğunlukta devam ediyordu. Akşama doğru çatışmalar hafiflemiş, tek tuk patlamalar dışında silahlar susmuştu. Karanlığın çökmesiyle beraber gruplar çatışmanın yoğunluğundan çıkmış, saniyelerin dakikalar gibi geçtiği bir süreçten sıyrılarak belirlenen buluşma noktasına doğru gelmeye başlamışlardı. Düşman ne Safine'ye ne de arkadaşların tuttuğu hiçbir tepeye girememişti. Arkadaşlar tepelerden çekilmelerine rağmen düşman halen o tepelere ateş ediyordu. Hamza arkadaş tek tek arkadaşlarla ilgileniyor, moral ve coşkuyu yüksek tutmaya çalışıyordu. Şehitlerimiz vardı, ama kimler olduğunu bilmiyordum. Mangamı toplarken bazı arkadaşlarımızın olmadığını gördüm. Cahit arkadaşla giden arkadaşlara baktım. Onlarla birlikte giden arkadaşlardan sordum, sessiz kalan arkadaşları zorladım. Sonunda olanları öğrendim. Çele Jahre'de düşman havadan ve karadan saldırmış, arkadaşlar karadan gelen düşman gücüne sürekli kayıp verdirdikleri için kobra saldırısını yoğunlaştırmıştı. Arkadaşların direnişleri karşısında kobralar da fayda etmeyince düşman mevzinin karşı taraflarına gizlediği keskin nişancılany-la arkadaşlara suikast yapmıştı. B-7'yi kullanan Nudem arkadaş, ateş etmek için mevziden başını çıkardığında, Cahit arkadaş ise mevziye sızma yapan askerleri durdurmak için hareket ettiğinde suikaste uğrayarak şehit düşmüşlerdi. Diğer arkadaşlar sağlam geri çekilmişlerdi. Nudem ve Cahit arkadaşların tertemiz yüzleri belirdi gözlerimin önünde. Geçirdiğimiz günleri ve zorlu anları yeniden yaşıyordum. Onların anılarında gezinirken Hamza arkadaşın gür sesi beni kendime getirmişti.

"Herkes hızla hazırlıklarını yapsın. Buradan gidiyoruz. Arkadaşlar çok dikkatli ve sessiz olsunlar. Her arkadaş arkasındaki ve önündeki arkadaşı iyice tanısın. Yolda kopma olmasın. Düşmanın etrafımıza atmış olduğu çemberi yarmaya ve buradan çıkmaya çalışacağız. Talimat dışında kimse kendi başına en ufak bir harekette bulunmasın" dedi.

Dolunay karanlığı yarmış, gece alacakaranlığa bürünmüştü. Serin bir rüzgar yüzleri yalayarak geçiyordu. Bir grup arkadaş şehitlerimizi defnediyordu. Asker ve korucuların mevzilerini ve hareketlerini görebiliyorduk. Arazinin her tarafına pusu atmışlardı. Hazırlıklarımız tamamlanınca sıramıza geçtik. Bitkinlik ve yorgunluk yerini, düşman çemberini yarmanın heyecanına bırakmıştı. Hamza arkadaş kuryeleri yanına alarak taburun önüne geçmişti. Yola çıktık. Kuryelerin çekimserliği ve grubun önüne geçmedeki kaygılı yaklaşımları Hamza arkadaşın harekete geçmesini engelleyememişti. Çemberi büyük bir gizlilik içinde
ve bir saatlik yolu dört saatte alarak gece yansından sonra geçmiştik. Kendimizi Eyneka köyü tarafındaki Deriye Çılmera'ya ulaştırmak istiyorduk. Sabaha karşı Deriye Çılmera'daki üstleneceğimiz yamaca ulaşmıştık. Yol yürüyüşümüz hem düşman çemberini aştığımızdan hem de yorgunluk ve bitkinliğimizden dolayı zorlu ve ağır geçmişti.

Hamza arkadaş, durumumuzu bildiğinden; görüntü vermeden ve dikkatlice dinlenmemizi belirtmişti. Kendisi de hem cihazdan hem de dürbünle düşmanı takip ediyordu. Bu arada yönetimde yer alan diğer arkadaşlarla da yoğun tartışmalar yapıyordu. Düşmanın hareket tarzı, yönelim düzeyi ve bizim yapmamız gereken şeyler üzerine yönetimdeki arkadaşlar arasında yoğun tartışmalar yaşanıyordu.

Güneş dağların ucundan ilk ışıklarını vurduğunda, düşman cihazlarında bizim Aynika tarafında olduğumuz belirtiliyordu. Aynika köyü hedef olarak gösteriliyordu. Korucular da Aynika köyünün arkasına düşen Gre Çolya tarafını tutuyor, Aynika ve Gre Çolya hakkında askerlere bilgi aktarıyorlardı.

Gre Çolya arazisi, mağaraları, sulan ve meyve ağaçlanyla güzel bir yerdi. Düşman cihazlarında bulunabileceğimiz yerlerden biri olarak veriliyordu. Düşmanın yoğunlaşması bu iki yer üzerinde odaklaşmıştı. Dolayısıyla operasyonun bir kısmı buralara kaydınlmıştı. Bulunduğumuz yer geniş bir vadinin çıplak bir yamacıydı. Yamaç çakıl ve kumlu bir arazi olmakla beraber kesilmiş ağaç kökleri ve tek tuk dikenli çam ağaçlanndan ibaretti. Vadide su yoktu. Bu yamaçta iki gün kaldık. Akşam karanlığında Hamza arkadaş düşmanın olası yönelim yerleri üzerine cihazdan edindiği bilgileri tüm yapının katıldığı bir toplantıda aktanyordu. Böylece arkadaşlann görüş düşünce ve önerileri de alınıyordu. Yapılan tartışmada görüş ve öneriler dile getirildi. Yapılması gerekenler üzerine Hamza arkadaş tekrar kısa bir değerlendirme yapmıştı. Çele Xuçkubıra'nın altında dar, küçük dereciklerin ol
duğunu, yakınında bulunan taburun alt taraflarına düştüğünü ve buralara gitmemizin daha iyi olacağını belirtti. Düşmana yakın olmak, operasyonun dışında kalmak demekti. Düşman bizi Aynika ve Gre Çolya taraflannda arıyordu. Biz ise onlann burnunun dibinde olacaktık. Bu gibi yerlerde bizim olacağımızı akıllarından bile geçiremezlerdi. Hamza arkadaş, böyle bir taktiksel yaklaşımı planladıklarını ve bu konuda arkadaşların ne düşündüklerini sordu. Yapı ve yönetimden birkaç arkadaş yönetimin alacağı karan harfiyen yerine getireceklerini belirtmiş, Hamza arkadaşı onaylamışlardı. Toplantı sonrası hazırlıklanmızı yapıp, çöken karanlığın içinden belirlenen yerlere doğru harekete geçtik.

Hamza arkadaş kuryeleri de yanına alarak taburumuzun önünde yürüyordu. Biraz yürüdükten sonra önümüze sarp bir iniş çıkmıştı. Yolu bilen kuryeler çevreyi dolaşarak, geçiş yerlerini aradılar. Biz onları bu uçurumun kenarında beklemiştik. Kuryeler tekrar yanımıza geldiler. Hamza arkadaş ve yönetimde yer alan diğer arkadaşlar kuryeleri dinliyordu. Kuryeler ileri gidilemeyeceğini, görüntü verilebileceğini belirterek burada kalmanın daha sağlıklı olacağını söylüyorlardı. Artık geri de dönemezdik. Yan tarafımız uçurumdu ve geçebileceğimiz diğer yerleri de düşman tutmuştu.

Kendimizi vadiye bıraktık. Vadide su çok az akıyordu. Hamza arkadaş zorunlu olarak burada kalmayı uygun buldu ve gece burada kaldık. Bulunduğumuz yerin hemen yukarısında, çam ve palamut ağaçlannın seyrek olduğu yerde büyük kayalıklar vardı. Bizden iki ya da üç yüz metre uzaktı. Çevremizde düşman güçleri olduğundan, üstümüzdeki tepeye gözcü olarak iki arkadaş çı-kanldı. Hamza arkadaş gözcü olarak giden Manga komutanı Cuma arkadaşa, düşmanın gelmesi halinde vurmalarını, biz sağlam bir yere ulaşıncaya kadar da savunmamızı yapmalannı söylemişti. Cuma arkadaş, Şehit Cuma Bıliki arkadaşın kardeşiydi. Onlar tepeye gittiklerinde biz de kayalıklı yere geçtik. Burada iki grup
şeklinde örgütlendik. Yönetimde yer alan Ayten ve Berivan arkadaşların dışında Agiri, Şevin, Rozerin Hamza arkadaşın grubuyla birlikte üstteki kayalığa, ben Rubar ve bir grup arkadaş ise köylülerin daha önce yaptığı su kanalının hemen üstündeki çam ağacının yanına geçtik. Hamza arkadaş ayrılırken, eğer düşman aşağıdan gelirse bizim, yukarıdan gelirse onların fedai tarzda yöneleceklerini belirtmişti. Hamza arkadaşın yeri bir çam ağacıyla gölgelenmiş büyük bir kayalıktı. Bizle onların arası beş dakika ya vardı, ya yoktu. Bulunduğumuz büyük kayalığın altı oyuktu. Dip tarafında küçük bir delik görünüyordu. Onu açtık. Daha önce kazılmış gibi, bir sığınak büyüklüğünde bir yer çıkmıştı ortaya. Yerimiz taşın altıydı ve çok kamufleli bir yerdi. Arkadaşların çoğu taşın dibinde çıkan bu sığınağın içine yerleşmişlerdi. Dışarıdan hiçbir şey görünmüyordu. Önüne de doğallığını bozmayacak şekilde taşlar dizip sabahı beklemeye başladık.

Hava aydınlanıp çevremizi kontrol ettiğimizde etrafımızın düşman tarafından sarıldığını gördük. Bize hakim yerlerde mevzilerini yapmışlardı. Her taraftan namlular bulunduğumuz yerlere doğru çevrilmişti. Bir grup korucu ve asker aşağıdan üstümüze doğru geliyordu. Bu sırada Küçük Güneyli bir arkadaş görüntü vermişti. Bunun üzerine ortalık ana baba gününe döndü. Vadi baştan başa silah sesleriyle yankılanmaya başlamıştı. Burada olduğumuzu nereden öğrendiklerini anlayamamıştık. Kendi kendime, "kesinlikle bir ihbar var, bir ihanet var" diyordum. Çatışmalar gittikçe yoğunlaşıyordu. Küçük Güneyli arkadaş ayağından yaralanmıştı. Sesini çıkarmaması için elimi ağzına kapadım. Diğer arkadaşlarda sığınağını içindeydiler. Bu grupta ben ve Rubar arkadaş dışında manga komutanı Kawa arkadaş da vardı. İç içe bir çatışma yaşanıyor, mermiler yağmur gibi yağıyordu.

Hamza arkadaşın bulunduğu yerde çatışmalar daha da yoğunlaşmaya başlamıştı. Onlarında yerlerini tesbit etmiş her yönden saldırıyorlardı. Hamza arkadaş bizimle cihaz bağlantısı kurdu. Du
rumumuzu sorduğunda kendisine şifreli bir şekilde etrafımızın düşmanla çevrili olduğunu aktardım. O da, kendi çevrelerinin de sanlı olduğunu ama "aydınlatacaklarını" (direneceklerini) söyledi. Bizim tarafta da onların tarafında da çatışma şiddetlenmişti. Hamza arkadaş sık sık yerimizden çıkmamamızı söylüyordu. Çatışmanın en kızgın anında Hamza arkadaş cihazla bağlantı kurarak.

"Çıkabilir misiniz?" diye sordu
"Çıkabilirim" dedim.
"Kurtuluşunuz olur mu?" diye üsteledi. Kurtuluşumuzun olamayacağım belirttim. Ama ne zaman çıkmamızı isterse de çıkacağımızı ekledim.

"Tamam, haberimi bekleyin" diyerek sözlerini bitirdi. Daha yarım saat geçmemişti ki cihazda tekrar bizi çağırdı. Ama bu kez öyle bağırıyordu ki sesi bize kadar ulaşıyordu. Cihazla cevap vermemize rağmen sanki sesimizi alamıyordu. Sadece çağrı yapıyordu. Sık sık cevap veriyorduk, ama alamıyordu. Mekanik bir çağrıydı sanki. Tepecilere çağrı yaptı. Onlardan da ses gelmemişti. Sonradan öğrenecektik ki düşman etraflarını sarmış, tepecilerde gizlendiklerinden çağrıya cevap verememişlerdi. Çatışma daha çok Hamza arkadaşın olduğu yönde yoğunlaşmıştı. Cihazı yanımda oturan Rubar arkadaşa verdim. Hamza arkadaşın çağrılarının olduğunu, cevap vermeme rağmen sesimi almadığını, bağırtısının buraya kadar geldiğini söyledim. Rubar arkadaş, cihazı eline aldığında artık Hamza arkadaşın sesi kesilmişti. Çatışmalar o tarafa kaymış ve yoğunlaşmıştı. Kısa bir süre sonra silah sesleri azaldı.

Bulunduğumuz derecik kumlu, çakıllı bir zemindi. Tüm operasyon gücü burada mevzilenmişti. İnisiyatif onların elindeydi ve saldırıyorlardı. Buradan kuş olup kanatlansak bile mutlaka bir yerlerimizden ölümcül bir darbe alırdık. O kadar ki her taraftan atılan mermi, roket, ve değişik silahlar bulunduğumuz derede patlıyordu.

Kısa bir sessizlik anından sonra;
"Rubar arkadaş ne oldu, cihazdan Haraza arkadaşın sesini alamadın mı?" dedim. O da,

"Bağlantı koptu" dedi. Etrafımızdaki düşman gücünün kendi aralarındaki konuşmalarını bile duyabiliyorduk. Ama Hanıza arkadaştan ve bulunduğu taraftan, herhangi bir ses yoktu. Hamza arkadaşın son aldığımız seslerinden ağır yaralı olduğunu anlamıştık. Çünkü ses tonu nefes nefese ve kesik kesik gelmişti. Ve cihazdan, bulunduğu yerde büyük patlamaların olduğunu duymuştuk. Son kez dinlediğimde daha ağır bir ses tonuyla konuşmuştu. Rubar arkadaş Hamza arkadaş için,

"Şehit düştü" dedi. Gözleri çakmak çakmak olmuştu. Verileri ve ihtimalleri sıralıyor, şehit düşmediğine kendimi inandırmaya çalışıyordum. İçimden, "belki yaralıdır, kurtulmuş, bulundukları yerden ayrılmışlardır" diyordum. "Belki de, esir düşmemek için bombasıyla kendisini şehadete eriştirmiştir" diyordum. Düşündüklerim, farkında olmadan fısıltıyla çıkmıştı ağzımdan.

Düşmanın yoğunlaşması o tarafaydı. Sanki bizi unutmuşlardı. Düşmanın bağırışları ve haykırışları yukarıdan daha net duyuluyordu. Demek ki kendi ölü ve yaralıları da vardı. Hamza arkadaşın mevzisine doğru ilerliyorlardı. Tek tek mermi sıkarak yaklaştıklarını anlayabiliyorduk. Bu sessizlik bize yapacakları saldırı hazırlığından da kaynaklanabilirdi. Üstümüzdeki eşya ve malzemeleri gömdük. Rubar arkadaş cihazı tekrar bana vermişti. Kendi kendime "eğer bize yönelirlerse bombalarımızla içlerine gireceğim" dedim böylece intikam ateşini yüreklerinde yakacaktım. Korucu ve askerlerin aralarındaki konuşmalar bize çok rahat ulaşıyordu. Etrafımızda dolanmaya başladılar. Bombalarımızın pimini doğrultmuş, bekliyorduk. Ayakkabılarını, elbiselerini, silahlarını bulunduğum yerden görebiliyordum. Saldırmalarını bekliyordum. Sağımızdan solumuzdan geçiyorlar, ama sanki görünmez bir per
de bizi gizliyormuş gibi bulunduğumuz taşın arkasına bakmayı akıl edemiyorlardı.

İlk çatışma bizim bulunduğumuz yerde başlamıştı, ilk yaralıyı biz vermiştik. Ama Hamza arkadaş ve yanındakiler güçlü bir karşılık verince bütün namlular onlardan yana çevrilmişti. Ve orada çatışma saatlerce devam etti. Arkadaşların büyük direnişi düşmanı zorlamış, planlarını alt üst etmişti. Onlar 1997'deki gibi teslimiyeti beklerken, çelikten bir direnişle karşılaşmış ve beklemedikleri kayıplar vermişlerdi.
Biz kayanın altında, beşi bayan olmak üzere dokuz erkek arkadaşla birlikte on dört arkadaştık. Hamza ve diğer arkadaşların şehadetlerini ben, Rubar, Welat ve Canda arkadaşlar dışındaki arkadaşlar bilmiyorlardı. Onlara söylememiştik. Arkadaşların şehit düşebileceklerine inanmıyorlardı. Pür dikkat etrafımızı gözetliyor, kendimizi her türlü yönelime hazırlıyorduk. Altına sığındığımız büyük kayanın üstüne bir grup korucu ve asker oturmuştu. Aralannda günün muhasebesini yapıyor ve tartışıyorlardı. Seslerini çok rahat alıyorduk. Korucular Kürtçe aksanla Türkçe konuşuyordu. Askerler karşılık verince sesleri ve kişileri ayırabiliyorduk.

Biri,
"Bu kadar direnebileceklerine inanmıyordum. Eylem Guyi'yi hatırlıyorsanız takımıyla birlikte teslim olmuştu. Bunların da bu büyük kuşatma ve saldın karşısında nasıl dayandıklarını anlamakta zorlanıyor, hayret ediyorum. Nasıl bu kadar direndiler..." deyince, diğeri,

"Orada olanları kimse tanıyor mu? Kimdi o direnenler?" diye sordu. Bozuk Türkçesi'yle, "ben tanıyorum" dedi bir korucu. "Yakınımızdaki köyde oturan, Hamza'ye Merane'ydi. Sonra teröristlere katıldı. Bu alanda bizi en fazla zorlayanlardan biriydi..."

Bir başkası bizi burada nasıl bulduklarını anlatıyordu,

"Dün akşam bir arkadaşla, tepedeki mevzide beklerken, bir dağ keçisi gördük, hemen ardına düştük. Belli bir yerden sonra onu kaybettik, ama izlerini kaybetmedik, izlerinin ardı sıra takibimiz bizi bir yere getirdi. Karanlık çökmüş izleri takip etmek zorlaşmıştı. İzler bir yerde karışıklaşıyordu. İyice baktığımızda teröristlerin ayak izleri olduğunu fark ettik. Keçiyi bıraktık bu izleri takip ettik. İşte bu sırtın üstünden onların burada olduğunu ve Hamza'nın öldüğü mevzideki teröristleri gördük. Hiç zaman kaybetmeden haber verdik..."

Bu arada diğer asker ve korucularda Hamza arkadaşın kaldığı yerdeki arkadaşları dışarı çıkarmışlardı. İnleme sesleri duyuyorduk. Korucuların çenesi düşmüş habire konuşuyorlardı. Arkadaşların direnişleri ve şehadetlerini anlatıyorlardı.

"Ben gördüm san saçlı kadın düşünce, yaralı üç kadının yanındaki o uzun boylu olanı bombayı kendinde patlattı. Diğerleri o zaman öldüler" dedi bir asker. Beynim zonklamaya başlamıştı. Güleç yüzlü Nudem'in acısı hala sürüyorken, diğer arkadaşların şehadeti beni sarsmıştı.

Şehit arkadaşların yüzleri ve birlikte yaşadıklarımız gözlerimin önüne geliyordu. Sarı saçlı, beyaz tenli, iri siyah gözleriyle Rozerin, ak tenli sağlam duruşlu, fedakar ve cesur Agiri ve diğer arkadaşlar geçti gözlerimin önünden. Nice ölüm çemberini yırtmış, güleç, yaşam dolu Rozerin nasıl unutulurdu. 1996'da Beytüşşebap'da yine bir çatışmada yaralanmış, arkadaşların yoğun ısrarına rağmen onlara yük olacağını düşündüğünden, çatışma yerinde kalmıştı. Ne silahı ne de bombası vardı. Asker ve korucular üzerine geldiğinde ölü numarası yaparak kurtulmuştu. Ama yaşamı boyunca bu olayın etkisini üzerinden atamamıştı. Cebinde daima yedek bir mermi taşırdı Düşmanın eline sağ geçmeyeceğini, herhangi bir durumda cebindeki mermi ile şehade-te erişeceğini belirtirdi. Şehit düşen bütün arkadaşların ayrı bir yeri vardı. Hepsi de birbirinden değerli arkadaşlardı.

Korucuların konuşmaları sürüyordu. Kendime geldiğimde bu kez Hamza arkadaşın direnişinden bahsediyorlardı.

"O olmasaydı belki çatışma bu kadar uzamazdı" diyorlardı. Yerde uzanmış ve halen direnen yaralı arkadaşların inlemeleri kulaklarımızda yankılanıyordu. Düşmanın bütün gücü buradaydı. Korucuların konuşmalarından ve askerlerin serbestçe hareketlerinden bizi görmedikleri anlaşılıyordu. En ufak bir yanlış hepimizin imhasına neden olabilirdi. Dolayısıyla sabrediyorduk ve izliyorduk. Yaralı arkadaşlardan biri manga komutanı Çiya, diğeri Amedli Yusuf arkadaştı. Şehit arkadaşları da farklı bir yerde dizmişlerdi. Tanıyan korucular isimlerini sayıyorlardı. Büyük Hamza arkadaş ve bayan arkadaşlar dışında yönetim düzeyinde yer alan Küçük Güneyli Hamza, Silopili Partizan, Küçük Güneyli Mervan ve Çiya arkadaşlardı.

Küçük Güneyli Hamza arkadaş hem cephecimiz hem de eğitmenimizdi. Yüzünde tebessümü eksilmeyen, yaşam dolu bir arkadaştı. Yoldaşlıkları ve zorlu zamanlardaki duruşları unutulmayan bu arkadaşları tüm canlılıkları ve coşkularıyla hatırlıyordum. Cenazelerin etrafında düşman askerleri birikmişti. Hepsi birbirine Hamza arkadaşın cesedini gösteriyor, cansiperane direnişini anlatıyorlardı. Hamza arkadaş ihanetin kökleşmesine izin vermemişti. Cudi yeniden bir direniş abidesi haline gelmişti. Bütün şehitlerimiz Hamza arkadaşın şahsında erişilmez bir noktaya ulaşmışlardı. Düşman Kürdistan dağlarına bir operasyon düzenlediğinde bunun bedelinin kendisi içinde ağır olacağını iyi biliyordu artık. Dost da düşman da bunun bilincindeydi. Düşman kendi ölü ve yaralılarını kaldırmıştı. Kısa bir süre sonra helikopterlerin sesi gelmeye başladı. Hemen taşın yanına indi. Sanki başımızın üstüne inmişti. Sesi beynimizin içinde yankılanıyordu. Yaralı arkadaşları da helikopterlere taşıdılar. Sonra öğrenecektik ki sorgu için Cizre'ye, daha sonra da Amed Zindanı'na götürülmüşler. Helikopterler ikinci gelişinde gazetecileri
getirmişlerdi. Kamera çekimleri ve fotoğraflarını aldıktan sonra arkadaşların bütün malzemelerini alarak tekrar geri gönderilmişlerdi.

Kendi kendimizi yiyor bitiriyorduk. Olan biteni eli kolu bağlı seyretmek bizi kahrediyordu. Sarhoş gibi olmuştum. Hamza arkadaşın kendisiyle birlikte o gür sesi beynimde yankılanıyordu.

"Zor günlerdeki PKK kahramanlığını sahiplenmeyi bilmeliyiz. Yoldaşlık ruhunu ve arkadaşlığı hissettirmeliyiz. Böylesi zamanlarda kin ve öfkenin düşmandan çıkarılması gerekir. Gözü karaca değil, cesaretiyle, sesi ve zılgıtıyla gösterilmelidir. El tetikte düşmanın üzerine, tüm dikkat ve hakimiyetinle gidişin böylesi zamanlarda açığa çıkar. Düşman bir şey yapmaya çalıştığında mevzinde bombanla nasıl patladığını görmelidir. Hayatımın son demine kadar mücadeleye bağlı kalacağım. Elimizdeki bu en değerli hazinelerle hiçbir güç tüm imkansızlıklarımıza rağmen bize bir şey yapamaz," diyordu.

Hamza arkadaşın şehadeti düşmanda büyük bir sevinç yaratmıştı. Çünkü Hamza arkadaş PKK militanlığını şahsında somutlaştıran arkadaşlardandı. Düşmanı pratiğiyle zorlayan, yoldaşına yoldaş olan bir insandı.
"Korucu da olsa ihanetin pençesinden koparacağız, halkımızın layık olduğu onurlu yere onları da çekeceğiz. Bizler birer halk hizmetkarıyız. Her şey devrim ve kurtuluş içindir" derdi.

Akşama doğru düşman çekilmişti. Bulunduğumuz yerden çıkarak arkadaşların cesetlerinin yanına gittik. Uzun uzun ve doyasıya baktık. Cenazeleri ebedi istirahatgahlarına yolculamak için mezarlarım kazdık ve defnettik. Yeni güne bilenmiş öfkemizle ve düşmanın gittiği yöne hareket ederek başladık.

Serkeftin CUDİ
 
< Önceki   Sonraki >
header