header

Contact
| Home
   
Özel Arama
header
Google

Ana Sayfa
Sitede Ara
Resim Galery
Müzik Dinleyin
Muzik
mal
Sanaçiların Diyer Klipleri
header header
Ana Sayfa
header
diyar-sofia
Bağlantılarınızdan dolayı klipleri kesik kesik seyrediyorsanız, kesintisiz seyretmek için 1 kez tamamen seyrettikten sonra tekrar play a basınız.


'Albümü oyunları yarıda kalan çocukların anısına yaptım' Kürt sanatçı Diyar bu sefer “Oxir Be Ugur” albümüyle sevenleriyle buluştu. 13 parçanın içinde bulunduğu albüm Uğur Kaymaz’a ithaf edilmiş. ANF, Diyar’la albümü, sanatı, müziği, Kürt çocuk ve kadınlarını, özgürlüğü konuştu.İşte söyledikleri....

- Son albümün repertuarını hangi konsept üzerine yaptın?

- Her iki yılda bir, ya da bir buçuk yılda bir dinleyicilerime albüm sunuyorum. Bu albüm de bu çerçevede geleneksel Diyar albümü oldu. Yine önceki albümlerimin içeriği gibi, mücadelemizi, bu halkın mücadelesini anlatan türküler koydum. Yine aşk, özgürlük savaşçılarını anısına yapılmış parçalar var. Yine tipik bir Diyar albümü oldu.

- Şöyle bir değişim yapayım demedin mi?

- Değişim muhakkak vardır içinde, ama her albümde değişik bir albüm sunmak istemem, bu tutarsızlık olur. Benim oturmuş, insanların beğendikleri, tanıdıkları Diyar tarzı var. Her albümde sanatsal olarak bir adım öne geçme, bir adım daha derinleştirme çabası var. İlk kez Türkiye’ye gelip a’dan z’ye kadar ben ilgilendim. Takdir dinleyicilerin.

- İstersen biraz Uğur üzerine konuşalım önce…

- Çok acı bir şey. Ben albümü Uğur’un anısına yaptım. 12 yaşındaki bir çocuğu terörist gösterip, onun yüreğine 13 tane kurşun sıkmak, tabi daha önce de büyük üzücü olaylar olmuştu, ama yakın tarihimizde babasıyla birlikte yapılmış en acı olay. Utanmadan da bütün faillerini mükafatlandırdılar. Ancak böyle bir sistem böyle bir durumun içinden çıkabilir, bu kadar gaflet, acımasız, utanç verici bir davranışta bulunabilir. Bu beni çok incitti. Çok çocuklarımızı öldürdüler daha dün Diyarbakır’da 14 çocuğumuzu öldürdüler. Uğur, simgesel bir durumda. Ve ben albümümü daha baharında olan, daha yaşamını yaşamamış, oyun oynayan, oyunları bile daha tamamlamayan çocuklarımızın anısına yaptım. Bizim Kürt çocuklarını oyunları bile yarıda kaldı, o çocukların anısına yaptım.

- Senin tüm albümlerin ağır havada bir parçayla başlar. Sanki böyle bir kural var. Mesela niye hareketli bir parçayla başlamaz?

- Her şey de öyle. Bilmiyorum sadece albümlerde mi böyle, insan konuşurken de, biriyle diyalogda, konuşmada, şiir okurken de böyle; sanırım bu doğal, insani bir tepki. Bu kaide kural değil, sadece albüme yumuşak bir parçayla girip ardından tansiyonu yükseltme… Belki böyle düşünmüşüm ama doğru tüm albümlerimde yumuşak parçayla başlamışım. Genelde öyle oluyor. Belki de alıştıra alıştıra dinletmeyi amaçlamışım.

- “Elefterîa” parçası var. O nasıl oluştu?

- Benim hemen hemen tüm aşk parçaları, şahitler üzerine yaptığım parçalar dahi, mutlaka hissettiğim bir şey olmuştur. Ben ısmarlama parça hiçbir zaman yapmadım, yapmam. Kendim etkilenmişsem, birilerinin eylemi, yaşam biçimi, duruşu benim dikkatimi çekmişse bu beni sanatsal olarak bir şey yapmam için harekete geçirir. “Elefterîa”, sadece benim değil, sanırım her Kürdün her insanın dikkatini çekmiştir. O bir eylem sahibi. Yunanca anlamı özgürlük.

Bir yunan kızı, halklar arası ilişkilerin çıkara dönüştüğü, yada sistemler tarafından koparılmak, uzaklaştırmak istediği bir zamanda, hele hele Kürtler ile Yunanlar arasında böyle bir acı durum yaşandı her kes bilir, böyle bir süreçte kendini Kürtlerin, Kürt mücadelesinin özgürlüğü, Kürtlerin dünyada haksızlığa uğrayışının, Kürt önderi üzerindeki tecridi protesto eden bir eylem biçimi. Bedenini ateşe vererek yakması, protesto etmesi, herkesi hayrete düşüren bir eylem biçimi. Bir Kürtün bunu yapması çok korkunç bir eylem biçimi ama bunun bir Yunan kadınını yapması daha dikkat çekici, daha anlamlı. Ben insanların kendini ateşe vererek hayatlarını sonlandırmasını tasvip eden birisi değilim. Ama her kesin eylemine saygı duyarım. Böyle bir durum benim çok dikkatimi çekti ve röportajını, mektubunu, yazılarını okudum, etkilendim. Tüylerim diken diken oldu, ağladım. Türküde böyle çıktı. Daha sonra bir Yunan sanatçıyla düet yapma durumu gelişti. Yunan halkının da bunu bilmesi gerektiğini düşündüm. Sonuçta Yunanlarda tanınan Sofya Papazoğlou’yla düet yaptık Atina’da. Tabi “Elefteria”nın eylemini anlatabilmek imkansız, anlamak zor.

- Diğer kasetlerde ney enstrümanı pek yok. Senin dinleyici kitle ney dinleyicisi değil. Bu albümde niye neyi tercih ettin?

- Benim albümlerimde ney var, ama bu sefer Ercan Irmak çaldı, belki biraz değişik geldi. Ben ney enstrümanını severim. Enstrümanlar diğer albümlerde kullandığım enstrümanlardır ama bu sefer biraz farklı kullandık. Bu sefer sazı da farklı kullandık. Enstrümanları serbest bırakarak biraz onların hünerlerini ortaya koymaya çalıştık. Kemanı, neyi, sazı, her enstrümanı toplu değil, her parçada birini çıplak bırakarak onun çıplak tınısını yakalamaya çalıştık, biraz böyle oldu.

- Marş parçası var albümde. Ama marş parçasının alt yapısına rock müziğini döşemişsin. Bu marş müziğine ters değil mi?

- Marşın ruhunda direniş var; rock’da bana isyan müziği gibi geliyor. Mesela halk müziği daha sakindir, duygusaldır. Rock isyancıdır, marş da artık hani gırtlağına kadar diyorlar ya, oraya kadar geldim gibi bir durum var. Biz rock tarzında soundunu yaptık sanırım biraz daha içeriğine yakıştı diye düşünüyorum. Bence güzel oldu, her kürdün o parçayı her dinlediğinde yumruklarını sıkacağına inanıyorum. Bende o parçayı yumruklarımı sıkarak okudum. Çünkü her kürdün hissettiği, sabrımız taştı, ya adam olun, ya bizi anlayın gibi… Bu barışı, kardeşliği, insanca yaşayan halkın tepkisini, isyanını anlatıyor. Biraz yaptıklarımızın anlaşılmamasına bir tepki, bunu anlatmaya çalıştım. Ben hiçbir yeri tahrik etmek istemiyorum ama ben birebir olarak da bunu yaşadım. Kardeşlikse, barışsa gereklerini yerine getirdik, korkunç fedakarlık yaptık. Bu ülkede her kesin barışın kardeşliğin gelmesini istiyor ama yok, ve giderek Kürtler daha bir isyan ediyor. Ben böyle bir şeyi anlatıyorum.

- Niye bir tane Türkçe parça da okumuşsun? Okumaz zorunda mıydın?

- Yok değil. Dikkatinizi çekmiştir her albümümde bir tana Türkçe parça var. Çok politik ve siyasi bir nedeni var. Bazı dinleyicilerimiz belki diyorlar niye Diyar Türkçe okuyor falan doğru. Ama benim bu konuda kendimi bir yerlere pazarlama, anlatmam diye derdim, niyetim yok. Asla, ben bunu düşkünlük olarak görürüm, asla böyle bir şey yok. Daha bir saat önce bir televizyon programı benimle görüştü, dinleyici kitlen var, reyting alıyorsun, gel bir iki parça Kürtçe oku, üç dört parça Türkçe oku, ben asla kabul etmem, etmedim. Ben oraya çıkarsam, ben Kürt sanatçısıyım, Kürtçe okurum. Ama albümde bir Türkçeye yer veririm o da içeriği direnişle ilgilidir. Şunu hedefledim: Kürtlerin sanatta kendini dışa vuran mücadelesini Türkçe tercüme etmekti amacım.

- İki üç tane anonim Kürt parçası var diğerlerinin sözleri sana ait. Ben ‘Kürt şairlerin eserlerini de okuyayım’ diye hiç düşünmedin mi?

- Ben Kürtlerde şairleri, şiirleri küçümseme anlamında söylemiyorum ama türkü sözü olabilecek şiirler çok az. Olanlarda mesela Cegerxwîn’nin çok var, ama onu da çok yapmışlar. Bazen bir parçayı iki ayrı şekilde okumuşlar, seslendirmişler. Serbest şiirler benim çok tarzım değil ama böyle dörtlüklü çok yok. Var olanları da kullanıyorlar. Ben şair değilim ama sözleri yazıyorum. Söz yazmak zor bir şey. Ama bazen benim kendim analiz ettiğim, dikkatini çekmek istediğim bir konuyu yazıp okumaya çalışıyorum. Aslında müzik bir ekip işi. Ama böyle gelişti.

- Peki Kürtçe şiir kitaplarından haberin var mı, Kürt şiirini okuyor musun?

- Okuyorum, Kürtçe çıkan kitapları inceliyorum, azda olsa. İyi yazanlarda var. İnkar etmiyorum ama bazı şeyler çok kolay oluyor: Bakıyorsun önüne gelen kitap yazıyor, kaset çıkarıyor. İlginç. Her kesin emeğine saygı duyuyorum ama nicel olarak çok, nitelikli şiirlerin az olduğunu dünüşünüyurum.

- Birde albümde Kürtçe parçaların sözlerini Kürtçeyle birlikte Türkçe çevirilerini de yazmışsın. Niye?

- Şunun için yaptım: Gittiğim her konserde, “Seni seviyoruz ama ne diyor, anlamıyoruz”. Bende, beni dinleyen ama Kürtçe bilmeyen dinleyicilerim için yazdım. Bazıları İngilizce yazıyorlar, ama bizi İngilizler dinlemiyor, Araplar, Farslar, Türkler dinliyor, onun için.

- Ama diğer sanatçılarda dinleniliyorlar, onlarda aynı şeyi yapsa, Kürtçenin durumu ne olacak? Kürtçe için kötü olmaz mı?

- Kötü olmaz, tam tersine iyi olur. Biz sadece tercümesini yazdığımızdan dolayı Kürtçeye zarar vermez. Ben iyi yazılmış bir parçanın içeriğini anlamaya çalışıyorum. Mesele kadınlar üzerine parça yaptım, Kürtlerinde, Araplarında, Ortadoğu’daki haklarında bilmesini isterim.

- Koma Berxwedan’dan sonra sanki Diyar sadece artık Türkiye’ye oynuyor gibi bir imaj oluşmuş… Sadece Türkiye’ye mi oynuyorsun?

- Sadece Türkiye’ye değil, Kürdistan’a oynuyorum. Hayır oynama belki yanlış olur. Ama ben ülkeme gelemiyordum, 17 yıl gelemedim. Orda yattık kalktık ama yüzünüz her zaman ülkeye dönüktü. Ve bunun sadece sözden ibaret olmadığı için pratiğe geçirdik. Ben her Kürt köyüne kasabasına ulaşıp orada konser vermek istiyorum. Her yerde konser vermek zor ama her yerde vermek istiyorum. Avrupa’da da 2 milyon Kürt yaşıyor, her yere gittim. Doğu Kürdistan’da talep var, gitmedim İran izin vermiyor, ama Güneye gittim, küçük güneye gittim konser verdim. Yüzümüzün Kürdistan’a dönük olması önemli bir şey. Sanatçılarımızın yüzü Kürdistan’a dönük olmasını istiyorum.

- Şöyle bir tartışma yapılıyor senin için: Diyar Kürtlerin Mahsun’u (Kırmızıgül) diye...

- Aman ha, beni en son Mahsun’la kıyaslasınlar.

- Niye bu kötü bir şey mi? Adam bir milyon albüm satıyor…

- Kürtlerde en fazla benim albümüm satıyor ama bu ben Kürtlerin en iyi sanatçısıyım anlamına gelmez. Açık söyleyeyim, çok satmak iyi sanatçı olmak değil. Mahsun’un, Emrah’ın bilmem kimin albümü çok satabilir. İsmail YK’nın çok satıyor ama bana göre sanatçı değil. Bazen medya kendine maymunlar çıkarıyor. Biz böyle değiliz. Eğer bir Kürt beni Mahsun’la Emrah’la kıyaslarsa bana hakaret eder. Ben onların sanatına saygı duyuyorum ama beni kıyaslamayın. Nedeni şu: Ben halkımla yatıp kalkıyorum, onların acılarını, duygularını anlıyorum, onlar ağlamışsa bende ağlıyor, onlar sevinmişse bende sevinmişim ve biz en zorlu dönemde, kimsenin Kürtçe okumaktan çekindiği dönemlerde Kürtçe okumuşuz. Halkımızın değer yargılarına toz kondurmamışız, yoksa Türkiye’de, Avrupa’da farklı yaşamanın kapıları bize sonuna kadar açılmıştır ama biz bu mücadelenin çocuklarıyız. Son 30 yılda halkımız büyük acılar yaşadı, biz bu acıların yanındaydık, dar günde, zor günde asla yüzümüzü başka bir yöne çevirmemişiz.

İkinci bir şey Türkiye’de insanlar açlık sınırında yaşarken, açlıktan bedenlerini satarken, bu sanatçılar televizyonlarda, paparazzi maymunları oldular. Çocuklar açlıktan televizyonların karşısında dururken, onlar televizyonlarda çilingir sofralarını kurup eğlendiler. Bu sistem ayakta durmak için bazılarını at gibi koşturdu, bazılarını koltuk değneği yaptı, ben bunları görüp lanetleyen bir insanım. Bırak bunların topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmeyi, toplumu yozlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar, bunlar sisteme yardımcı olmuş insanlardır. Bu yüzden beni başkalarıyla karşılaştırdıklarında Diyar’a hakaret ederler. Böyle bir şey yapmamaları lazım. Sinirleniyorum.

- Kadınlarla ilgili bir parçan da var: “Jin, Jiyan û Maf (Kadın, Yaşam ve Hak)”. Nedir bu “Jin, Jiyan û Maf ”…

- Ben şuna inanıyorum: Kürdistan’da biz kadınımızı özgürleştiremediğimiz sürece özgürleşemiyeceğiz. Ben Kürtlerin tüm parçalarını dolaştım, kadın sorununun büyük bir yaramız olduğunu gördüm. Bu İslam kültürüyle de bağlantılı. Kadını köleciliğin alt seviyesinin altına bile getirmişiz. Kürdistan’da erkeğin her türlü tipine rastlayabilirsin: Entelektüel, yoz, öğrenci, aydın, memur, işçi. Ama kadının tek bir tipi var: Köle tipi. Bu çok acı verici bir durum. Ben ülkemize özgürlük gelmesi için sanatla uğraşıyorum, sanatımla bazı şeylere dikkat çekiyorum ve kesinlikle şuna inanıyorum: Kürdistan’da kadın özgürleşmeden Kürdistan özgürleşmez. Her hangi bir parçamızda sömürgecilerin tankı, topu, tüfeği olmamayışı Kürdistan’ın özgürlüğü anlamına gelmiyor. Bazı parçalarda özgürlüğün çerçevesi daraltılıp, böyle algılanıyor, özgürlüğü düşmanın tank ve topu olmamayışıyla eşdeğer anlaşılıyor, bu dar bir mantık. Ben bu kadın sorununa dikkat çekmek istedim ve “Kadın, Yaşam ve Hak” diye parça yaptım. Kadın, yaşam ve hak sorumluluğum olduğunu düşünüyorum. Bu konu tartışılıyor ama bu tartışmaya sanatçıların da katılması gerektiği düşünüyorum.

- Dinleyici kitlen gençler. Bir Kürt genci Diyar’ı nasıl anlamalı, Diyar onları nasıl algılıyor?

- Kürt genci Diyar’ı şöyle anlamalı: Tamam belki Diyar’ı seviyor, dinliyor ama şunu bilmeli Diyar’da herhangi bir Kürt genci gibi özgürlük mücadelesi veren bir toplumun gencidir, özgürlük mücadelesi veren, büyük fedakarlıklar yapan bir halkın sanatçısıdır, böyle yola çıkmıştır. Her Kürt genci gibi Diyar’da kendi sanatıyla bu mücadele için elinden geleni yapan biri olarak algılamalı. Bende her genci böyle anlıyorum.

ANF NEWS AGENCY
CEMİL OĞUZ -ANF
 
header